Ana içeriğe atla

SAYGISIZLIK VE KÜSTAHLIK



Ne de güzel bestelemiş Orhan Gencebay. Hatasız kul olmaz demiş.

O Erkin baba ki, Orhan Gencebay’la birlikte müzik bile yapmış...
Hatayı hepimiz yapıyoruz.

Bilerek isteyerek, bilmeden istemeden.
Hata.
Birbirimizi kırdığımız da oluyor. Saygı sınırlarını zorlamak mesela.
Birine karşı saygısızlık ettiğinizde daha sonra durup düşünür müsünüz, ya da hiç düşündünüz mü ?
Cevabınız evetse rahat olun.
Keşke yapmasaydım der misiniz mesela. Keşke söylemeseydim, ağzımdan çıkıverdi diyorsanız kendinizi kötü hissetmeniz için fazla sebep yoktur.
Öz eleştiri getirmişsinizdir yani.

Durup düşünmüşsünüzdür örneğin.
Saygısızlık etmişsinizdir evet ancak toparlama sürecinin mekanizmasını da çalıştırmışsınızdır.
Durum kötü değildir. Saygısızlık edip, pişmanlık duymuşsunuzdur.
Bu durumda fail nedametten (pişmanlık) bahsedebiliriz.

Bilinçli bir hareket, kasıt, taammüd (tasarlama) yoktur.
Bilmeden istemeden olmuştur. Kızgınlık anında çıkıvermiştir.
Dominant (baskın) olan sinir yani öfkedir.
Belki kontrol çarklarınızı bir kez daha gözden geçirmeniz gerekiyordur.
Peki küstahlık nasıl bir şeydir ?
Orada duracaksınız.

Küstahlık şeklen saygısızlık gibidir. Ancak öz itibariyle aralarında derin koyaklar (vadi) vardır ya da derin uçurumlar.
Küstahlık saygısızlıktan farklıdır.

Hem de çok. Aralarındaki temel ayırım “bilinç” noktasındadır. Küstahlık, saygısızlığın bilinçli yani bilerek isteyerek yapılanıdır .
Öyle birkaç özürle de durumu kurtaramazsınız.
Çünkü olay sonrası ne kadar sakin iseniz, küstahlığı yaptığınızda da o kadar sakinsinizdir. Küstahlıkta istem dışı bir eylemlilik yoktur.
Her şey iradeniz dahilinde ve bazen de taammüd (tasarlama) neticesinde gerçekleşmiştir.
Konuşurken daha sonra pişman olma ihtimali aklınıza bile gelmez. Çünkü pişmanlık duyacağını düşünen insan en fazla saygısızlık yapar ama küstahlık asla…
Küstahlık, saygısızlığın
n inci mertebeden üssü gibidir.
İş bu sebeplerle saygısızlık yapan birisinin özrü kabul edilebilir.

Daha sonradan iyi niyetine falan verilebilir. İstemeden yapmış, bak şimdi pişman denilebilinir. Öfke anında bir patlama olmuş deyip geçiştirilebilinir.
Hepsinden önemlisi, saygısızlık sonrası dilenen bir özür, o kişinin bir daha bu saygısızlığı yapmayacağı zannını oluşturabilir.
Ancak arz edilen küstahça bir tavır, oluşacak hüsn-ü zannı (iyi düşünceyi) başından yok eder. Daha oluşmadan yer bitirir.
Son tahlilde, saygısızlığın telafisi mümkündür hem de gayet mümkün.
Ama küstahlığın asla.
Bazı toplumlarda küstahlığın prim yaptığı söylenir. Doğru olabilir mi sizce ?
Selâmetle…
6 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...