Ana içeriğe atla

TARİHTİR BAŞTAN BAŞA, BAKARSAN KABATAŞA


Lisede okurken, Hababam Sınıfı filmlerini inanılmaz bir keyif ve coşkuyla izlerdik.
Tüm lise arkadaşlarımda benim gibiydi.
“Ne var, sadece siz mi ? O yaş grubunda olan tüm gençler zaten aynı şeyi hissediyor ” diye düşünebilirsiniz. Ama biz gerçekten de farklı duygularla izliyorduk bu serileri…
Biz yatılı bir okulda okuyorduk…
Bir erkek lisesinde…
Hatırlayın bakalım Hababam Sınıfı’nı.
Misafir birkaç kız öğrenci gelmesi dışında oyuncuların hepsi erkekti ?
Yatakhane sahnelerini hatırlayın ?
Onlar da yatılı okuyorlardı.
Eee ?
Eeeesi şu :
Nisan 1992’de, rahmetli Rıfat Ilgaz ölmeden bir yıl önce, arkadaşım Buğra’nın koluna girmiş bir şekilde, ağır aksak ilerleyerek, toplandığımız yerin kapısından içeri girdi.
Oğlu Aydın Ilgaz’da yanındaydı. O gün Aydın Ilgaz’dan duyduklarımı yıllar boyunca hiçbir basın yayın organında duymadım.
Taa ki birkaç yıl öncesine kadar bazı gazetelerde görene kadar…
Neydi o gün Hababam Sınıfı’nın yazarı sevgili Rıfat Ilgaz’ın oğlu Aydın Ilgaz’ın ağzından duyduklarım ?
Hatıramdan ve hafızamdan hiç çıkmıyor ve tarihe bir not olması açısından siz de dikkatli dinleyiniz lütfen.

Şöyle diyordu Rıfat Hoca’nın oğlu Aydın Ilgaz :
“Ben Kabataş Erkek Lisesi’nde yatılı okuyordum. Hafta içi okuldaydım ancak hafta sonları eve giderdim. Eve gittiğimde babama okulda yaşadıklarımızı, eğlencelerimizi anlatırdım. Babam, benim Kabataş Erkek Lisesi’nde yaşadıklarımı dinlemiş ve Hababam Sınıfı’nın kaleme alınış hikayesi başlamıştı”
Arkadaşlarla birbirimizin yüzüne bakıp hem çok şaşırmış, hem de çok mutlu olmuştuk. İşte buydu.
Hababam Sınıfını diğer tüm izleyicilerden farklı bir frekansta izlememiz bundandı …
İnsanlar kahkahalarla gülerken, Melih Kibar’ın o eşsiz ezgileriyle gözlerimizden yaşlar damlamasının sebebi işte buydu…
Çünkü Hababam Sınıfı’nda izlediğimiz, normal bir lise talebesine “uç” gelebilecek bir çok espri ya da “film icabı” diye tabir edebileceğiniz bir çok sahneyi biz fazlasıyla yaşamıştık.
Mezun olduk.
Yıllar sonra bile Hababam Sınıfı televizyonda gösterildiğinde, biz eski Kabataş’lılar, özellikle 2547 Serkan Şamur’la birbirimizi arar, çıktı bizimkiler derdik.
Evet onlar “bizimkiler” di…
Son olarak, Rıfat Ilgaz’ın konuşması esnasında, hayatı boyunca çok sıkıntılar çektiğinden bahsettiğini hatırlıyorum.
Yaşlı ve hastaydı. Çok da yüksek sesle konuşamıyordu ancak kendi “sessiz çığlığında” şu şekilde haykırdığını hala dün gibi hatırlıyorum :
“141-142’yi kaldıracaklarmış, ne yapayım, hani benim kayıp yıllarım ?”
Bilmiyorum hocam.
Onu bilmiyorum.






Ama Kabataşlılar seni hiç unutmuyor, bunu çok iyi biliyorum.
Selâmetle…
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …