Ana içeriğe atla

YA DA...


Minibüslerde çok sık rastlarız.
Yolculardan bazıları camdan dışarı bakar.
Yolu, arabaları seyrediyordur. Sanki daha önce hayatında hiç araba görmemiş gibi bakar da bakar. Evler ya da caddeler cazip geldiğinden midir bilinmez.
Merak eder bakar.
Canı çeker bakar.
Ama bakar.
Belki de dalıp gitmiştir. Kim nerede indi, kim kaç lira verdi, kimin eli kimin cebinde bilmez.
Şoför süratli mi gidiyor, öndeki arabayı solladı mı, yolcuların hayatını ve pek tabii kendi hayatını da tehlikeye attı mı atmadı mı onu da bilmez…
Yolculardan bazılarıysa uyur.
Ne arabanın amortisörünün, kasislerde yaptığı vals, ne de çukurlarda yaptığı tango, uyuyanı o derin uykusundan uyandırmaz.
Uyuyan zaten hayal alemindedir.
Ama kesin olan hiçbir şeyden haberi olmadığıdır.
Gövdesiyle öndeki genç hanımı sıkıştıran adamı, memeleriyle de genç adamı uyarmaya çabalayan kadını da görmez…
Belki de bıraksanız hep “o uykusunda” kalmak isteyecektir.
Sadece yanındakiyle ya da cep telefonu ile konuşan da vardır.
Görüntüde duyarlı bir insandır ama tüm kaygısı diyaloglarında sesini yükselterek, çevresindekilere kendisini anlatıp anlık haz yaşamaktır. “…tamam siz toplantıya girin ben döncem size. İrsaliyeleri bundan sonra faturalı isteyelim” ya da “…tamam,şimdi makineyi kapat aç bak çalışacak”
Bu hercümerç olmuş ortamda, birisi vardır ki, minibüs ahalisi ile şoför arasında tampon görevi görür.
Kimse ona görev de vermemiştir ama , “yanaşalım, arkaya doğru ilerleyelim” diyerek yolcuları yönlendirir.
“Kaptan biraz yavaş” diyerek şoförü uyarır.
Para üzerini şoförden alır, fiziken sahibine kadar ulaşıp ulaşmadığını kontrol eder. Ulaşamadığı alanlarda gözleriyle takip eder.
Uyumaz.
Dışarıya da zorunlu olmadıkça bakmaz.
Çevresindekilerle ilgilidir.
O da farkında değildir ama birisi sanki onu görevlendirmişçesine minibüsün içinde söz sahibi olur bir anda.
Kendisini sorumlu hisseder.
Duyarlıdır.
Olup bitenleri izlemek yerine bir şeyler yapmak ister.
Başarılı da olur.
Varlığı ise bazı yolcuları rahatsız edebilir.
Yokluğu da mutlu.
Hırlısı var hırsızı var.
Dümeni bozulabilir kimilerinin.
Kaldıramaz da kimileri…Ağrına gider.
………………..
İnsan psikolojisi. Örneğin bir trafik kazası anında, insanlar hemen ortamı doğru ve sağlıklı yönlendirecek, kimin ne yapması gerektiği hususunda talimat verecek birini arar. Birisinin yönlendirmesi daha uygun ve güvenli olacaktır çünkü. Hangi özelliklere sahip derseniz tam karşılığını veremediğimiz birisi…Bir katastrof anında mesela.
Normal zamanlarda sevmeseniz de bilirsiniz ki öyle bir anda o size mutlaka yardımcı olacaktır.
Köşeye sıkıştığınızda, ya da başınız sıkıştığında.
Hayat bir minibüs olsun mu ?
Olsun.
O zaman dışarı mı bakarsınız, yanınızdaki ile mi konuşursunuz yoksa uyur musunuz ?
Ya da…
…….
Selametle…
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...