Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BAŞARILI MISINIZ ?

Gündelik hayatın her türlü kaotik durumuna rağmen, arada sırada kendimizi sorgularız.
Geçmişimizi...
Beklentilerimizi...
Sahip olduklarımızı...
Bunları düşünürken, kendimize şunu da sorduğumuz olur;
Bu hayatta başarılı oldum mu ?..
Belki önünüzde yaşayacağınız uzun bir zaman vardır.
Bu sebeple, anılan sorunun henüz çok ama çok erken olduğunu düşünebilirsiniz.
Ancak bu durum, yaşadığımız ‘an’ için bir değerlendirme yapmamıza engel de değildir.
Yani başarılı olup olmadığımız hakkında yorum yapabilir, bu soruyu kendimize sorabiliriz.
Buna biz karar vereceğimize göre, başarılı olup olmadığımıza karar verirken neye dikkat etmeliyiz ?
Şöyle birkaç yıl gerisine gidiniz.
Hafızanız kuvvetliyse, hedeflerinizi hatırlayabilecekseniz eğer, dilerseniz on, onbeş yıl öncesine de gidin.
Büyük umutlar ve hayâlleriniz vardı belki...
Ünlü bir hukukçu ya da bir şirkette üst düzey yönetici mi olmak istiyordunuz ?
Keyifle çalışacağınız bir işiniz, biri size, diğeri de eşinize ait bir arabanız mı olacaktı ?
Kütüphanenizdeki…

VASIFLI MI OLMALI YOKSA ?...

Mâlum, yaz ayları ağırlığını ve sıcaklığını üzerimizde hissettirmeye başladı.
Yaz ayları denilince üç şey gelir aklıma...
Yapılmaya başlanan tatil planları...
Nikâh sezonu...
Biten okullarla birlikte alınan diplomalar ve mezuniyet törenleri...
Hepsinin açılışı yapılmıştır.
Ancak insanın sağlıklı bir tatil planı yapması da, uygun bir nikâh akdini yerine getirebilmesi de, işiyle, yani mesleği ve nihai olarak da kesesi ile ilgilidir…
Önümüzdeki aylarda, yüksek öğrenim bir dönem daha mezun verecek ülkemde…
İşsizler camiası yeni üyeler kazanacak yine…
Yeni mezun olacak gençlerimiz, eğer üniversite yaşamı boyunca öyle ya da böyle bir işte çalışmamışlarsa işleri hayli zor görünüyor…
Kaldı ki, iş aramaya başladıklarında bu söylediğim gerçekle daha da net bir şekilde yüzleşecekler ve belki de gecikmiş bir pişmanlıkda yaşayacaklardır.
Bu apayrı bir ciddiyeti haiz bir konu…
Altını çizmek istediğim nokta, hepimiz, iş başvurularında, kişisel birikimlerimizi en yüksek seviyede göstererek daha kolay iş bulabile…

İNTİKAM KAYNAKLI ALDATMA ( IV )

Aldatma ( I ), (II) ve ( III )' den sonra, yazı dizimizin bu son gününde, ‘intikam amacıyla aldatma’ üzerinde durmak istiyorum.
Adı üzerinde, eşlerden birisinin, diğerini, kendisini aldatmış olduğu savına dayanarak, intikam duygularıyla aldatması…
Hırsızlık yapan bir arkadaşınız size ait çok değerli bir şeyi çalarsa, aklınızdan ilk geçen nedir ?
Ona ait bir şeyi çalmak mı, yoksa hak ve hukuk dairesi içinde ve de yasalar çerçevesinde cezalandırılmasını sağlamak mı ?
Eğer, ben de ona ait bir şeyi çalmak isterim ve bu şekilde intikamımı alırım diyorsanız, bu sizin bileceğiniz bir iştir. Ayrıca cevabınız buysa bundan sonra söyleyeceklerim sizlere yönelik değildir.
Yok eğer, derhal ilgili yerlere şikayet eder, hakkında dava açılmasını sağlamaya çalışırım derseniz, o zaman durup düşünelim.
Eğer eşiniz sizi aldatırsa, onun, ilgili kanun hükümlerine göre yargılanmasını mı istersiniz yoksa siz de onu mu aldatırsınız ?
Ya da ondan derhâl ayrılır mısınız ?

Bence, işine geldiğinde yasalara saygı duyu…

...VE FİNAL

Gecenin ilerleyen saatlerinde, gökay-ben-üstad...

Müge. Ben yorum yapmiyiim...Güzel bi fotoğrafı durumu zaten özetler:)

Sinem. Bu nasıl ?
Bak daha yok. Bugün üçüncüsüydü o geceninfotoğraflarının ona göre..






DUYGUSAL KARMAŞA KAYNAKLI ALDATMA ( III )

İlk yazımızda aldatma ile ilgili genel bilgiler verdikten sonra, ikinci yazımızda da, ‘heyecan kaynaklı aldatmayı’ mercek altına almıştık. Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi bugün ‘duygusal karmaşa kaynaklı” aldatmayı inceleyeceğiz.
Ancak ‘duygusal karmaşa kaynaklı’ aldatmayı, ‘
heyecan kaynaklı aldatma’ dan farklı olarak, kadın ve erkek için ortak olarak incelemeyeceğiz. Çünkü burada kadın ve erkeğin yolları ayrılmaktadır.
Heyecan yaşama adına yapılan aldatma işini, kadın da, erkek de yapabildiği halde, duygusal karmaşa kaynaklı bir aldatma işini erkeğin yapması oldukça zordur. Evet erkek de aldatır ancak aldatmasının kaynağında, yaşadığı duygusal bir karmaşanın izlerini bulmak güçtür.
Bakalım.
Bir kere, ‘duygusal karmaşa kaynaklı’ bir aldatma yaşanması için, isminden de anlaşıldığı gibi, kadın ya da erkeğin duygu dünyasında bir kaos yani kargaşa yaşanmalıdır.
Bu yaşanmalıdır ki, kadın ya da erkek, kendisini, ait olmadığı bir bedene rahatlıkla teslim edebilsin.

Hem teslim etsin hem de b…

HEYECAN KAYNAKLI ALDATMA ( II )

İlk yazımızın ardından aldatma konusunu değişik bir açıdan incelemeye devam ediyoruz. Bundan sonraki her yazımızda, aldatmanın tespit edebildiğimiz farklı bir gerekçesini yazacağız.
Bugün; heyecan yaşamak için yapılan aldatmayı, yani heyecan kaynaklı aldatmayı ve bu heyecanın doğmasına etki eden nedenleri inceleyeceğiz.
Hayatı boyunca istikrarlı bir çizgi izlemiş olan insanlar istisna kalmak koşuluyla, heyecan aramayan ya da heyecan yaşama gayreti içerisinde olmayan kimse yoktur.
Yapılan eylemi heyecanlı kılan ise, sürekli olmamasıdır. Bir defaya mahsus olması ya da öyle zannedilmesi(!) işe heyecan katar.
Uzun yıllar evli kalıp eşini çok sevdiğini söyleyenler vardır elbette...Hatta bu kişiler meseleyi, “hâlâ ilk günkü heyecanı hissediyorum” diye özetlemekten de kaçınmazlar.
Bu doğru ve samimi bir ifadedir. Ancak maalesef herkes aynı hislerle donanmış değildir.
Çünkü bazı kimselerde, ilişkide yaşananlar, yapılanlar, artık sürekli bir hâl alıp, sıradan gelmeye başladığından, klasik tabirle “m…

ALDATMA ( I )

Yeni bir yazı dizimiz başlıyor : Aldatma…
Ne kimseyi yargılayacağız, ne de aldatma üzerine ahkâm keseceğiz.
Kimseye nasihat da etmeyeceğiz. Bu bizim hâd ve hududumuzu zaten aşacaktır.
Öyleyse ne okuyacaksınız ?
Yazılarımız belli bir sistematiğe bağlı kalacak ve tespitler üzerine kurulu olacak.
Ayrıca analizlerimizi özellikle aldatmanın sebepleri üzerinde yoğunlaştıracağız.
İnsanların, eşlerin, kadın olsun erkek olsun, birbirlerini aldatmasının altında yatan sebepleri üşenmeden ve titizlikle tek tek çekip gün yüzüne çıkaracağız.
Yazı dizisinin ilerleyen günlerinde, aldatma konusunun size hem ne kadar uzak ve aslında da ne kadar yakın olduğunu göreceksiniz...
Eşini aldatan birisinin varlığını duyduğunuzda, sebebini çoğunlukla merak etmezsiniz. Sizin için önemli olan aldatan veya ihanete uğrayan kişinin ne yapacağı, ilişkinin seyrinin nasıl bir boyut kazanacağıdır çünkü. Ancak burada atladığımız şey, aldatılma olayının neden yaşandığıdır ?
Klişe olarak, tarafların birbirini mutlu ve tatmin etmeme…

...devam...

Kaldığımız yerden...
Sinem Rokettt!


Her zaman aktif...

Dağıtırım laannn !

Muhteşem ikili...Özlem & Hilâl
(devamı var...)

ANTİ SOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Kişiyi suça toplum mu iter, yoksa bireyin kendisinde mi suç işleme dürtüsü vardır ?
Bugün, bu sorunun net bir cevabı olup olmadığını araştıracağız.
Bakalım.
Çok zorlarsak, en fazla belirli bir coğrafi bölge için bir sonuca ulaşabiliriz. Çünkü, bu soruya doğru ve bilimsel mahiyette bir cevap verebilmek için, belli bir bölgede, belli bir dönemde, belli suçların istatistiki verileri elde edilmelidir.
Yani her somut suç, kendi öznel/subjektif koşulları içinde değerlendirilmeden doğru bir sonuca ulaşılamayacaktır. O da yetmeyecektir.
İşin daha zor ve emek gerektiren kısmı ise, her olaydaki suçlu ile psikyatrik görüşme seansları düzenlenmesi gerektiğidir. Bu ise imkansızdır. Peki neden suçluyla birebir görüşme seansları düzenlenmelidir ?

Çünkü kişiyi suça iten nedenlerden bahsediyorsak, bu sebeplerden en önemlisi olan “anti sosyal kişilik bozukluğu”ndan, diğer bir adıyla “psikopatik” veya “sosyopatik” diye tabir edilen kişilik bozukluğundan bahsetmek zorunda kalacağızdır.
Bunların tespiti ise anc…

SİNEMA

Artık vâkti geldi.
Günlerdir, işyerinde “Şaaakiiirr” dedikçe coşuyor, coştukça “Şakkirrr” diyoruz.
İlyas Salman ile Şener Şen’in başrollerde olduğu, her konu açıldığında, neredeyse işimize konsantre olmamızı engelleyecek kadar bizi güldüren, özgün film müziği Cahit Berkay ' a ait olan, “Çiçek Abbas” filminden bahsediyorum.
Neredeyse hepimiz seyretmişizdir Sinan Çetin’in ilk yönetmenlik yaptığı bu filmi…
1982 yapımı.
Televizyonlarda izlerken de büyük keyifle izlemiştim. Benim gönlümde oskar kazanmış bir filmdi “Çiçek Abbas”…
Haftalardır süren arama çalışmaları sonunda da filmin cd’ sine ulaştık.
Ayşen Gruda’ nın “Benim abim Ceyar” deyişleri, Şakir’ in ( Şener Şen’in) filmin başından sonuna kadar başarıyla karakterize ettiği bitirim ayakları…
“Çiçek Abbas izleyesim geldi” dersem hiç de abartmamış olurum.
Hazır yeri gelmişken de, filmin üzerimde bıraktığı bir intiba ile ilgili de birkaç şey bahsetmek istiyorum.
Aslında tam olarak da Çiçek Abbas filmi ile ilgili değil bahsedeceklerim…
Daha çok 7…

Benim Güzel Bahçem

İlk bölümünü kaçırdım. Ama yarın saat
1 2 : 30 ' da TRT 1 ' deyim...Handan Hanım' ı mutlaka izleyin.
"Benim Güzel Bahçem"....
Her pazar TRT 1 ekranlarında...

KİTAP OKUMAK

Kitap okumak insanı değişik boyutlara sevk eder. Bir anda kendinizi kuzey kutbundaki bir igloda, ya da Guatemala’nın yerli halkı Maya’ların yanında bulabilirsiniz.
Hem de öyle haritadan bakmaya da benzemez bu ziyaretiniz. Yaşantılarının en ince detaylarını da keşfedersiniz oradaki insanların…
Her insan ayrı bir dünya demez miyiz sürekli ?
Her insan ayrı bir dünya olduğuna göre ve kitapları da insanlar yazdığına göre, okuduğunuz her kitap ve yazı, adım attığınız farklı bir dünya demektir. O yazarın dünyası…
Çok sayıda yarışma seyredersiniz hayatınızda ancak en iyi yazarı seçecek
yarışma sayısı azdır ya da yoktur.
Çünkü her kitap, her yazı, o yazara ait ayrı bir dünyadır ve zihin dünyalarının değerlendirilmesi kolay değildir. Ağır fikir işçiliği gerektirir…
Ayrıca kitap okumak sabır işidir. Yorgun da olsanız hafif müzik eşliğinde uykuya dalabilirsiniz. Çok da emek sarf etmenize gerek kalmayabilir. Sabretmenize de…
Ancak kitap okuma da durum farklıdır. Hepsinden önce kitap okumak
kolay bir iş d…

19 Mayıs / Gençlik / Eğlence...

Aslında gündem oldukça yoğun.
Hepiniz biliyorsunuz.
Umarım, silah, kan ve gözyaşıyla bir şeylerin başarılamayacağını anlar birileri...
..............
Bugün 19 Mayıs
Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı.
Gençlik Bayramı ama hepimiz coşkuyla kutluyoruz.
Hepimiz genciz çünkü...
Yaşlılık biyolojik olarak mümkün ama zihinlerimiz hep genç kalacak...
Türk Eğitim Derneği Ankara Koleji (TED) mezunlarının yerindeyiz...
Biliyorum
canım.
Niye senin yanında değilim diye üzülüyorsun.
Ama vâkti var...
Şimdilik sadece beklemeye devam et...

Emel ve Sırrı. Ortalığı dağıtmış, gecenin ilk fitilini ateşlemişken...

Biraz dinleneyim..Sonra devam ederim...

Her günün, her gecenin bir mimarı vardır. Hilâl Hn.'da bu gecenin mimarı...
TED Ankara Koleji fanatiklerinden...Böyle durgun göründüğüne bakmayın...


Fırtınadır o. Hem de bilindik fırtınalardan değil, boran fırtınası...


Bizimkiler...

Özlem en öndeki...kırmızılı.
O da dağıttı...

Kendini göremeyenler, hani biz neredeyiz demesin.
Arkası gelecek...
Daha üstad var :)
Sel…

S A R K A Ç

Hepimizin ilgi alanları farklıdır. Zevk aldığımız şeyler de farklıdır. Ancak bazı insanlar “abartırlar”. Bazı konularda o kadar ileriye giderler ki bundan başta kendileri sonra da çevreleri zarar görmeye başlar.
Adam içki içiyordur. Ayda yılda bir, dost sohbetlerinde falan…
Ancak bunu her akşam yapmaya başladığında ortada bir zafiyet sorunu olduğu bellidir. Evet bu kişinin alkole karşı zaafı olduğunu söylemek hiç de zor değildir. Sadece alkol de değil…Paraya çok düşkündür mesela, zaafı vardır,
soygun bile yapar...
Kadın düşkünü ya da erkek düşkünü olanlar da vardır.
Adam evlenmiş barklanmış. Ancak gözü hala dışarıda. Utanmadan başka kadınlara bakıyor. Ve hatta bir kadın değil birden fazla kadınla beraber oluyor. Ona sorsanız kendince bin bir türlü mazeret üretecek ve neredeyse kendisini haklı da çıkaracaktır. Ancak belli ki ortada bir
ahlâk sorunu ya da kadın zafiyeti vardır.
Hele birden fazla kadınla birlikte ise, kesin olarak kadınlara karşı zafiyeti olduğunu söyleyebiliriz.
Kumar zafiyet…

BAĞIMLI KİŞİLİK MODELİ

Bazı ilişkilerde gördüğünüz ilginç bir durum vardır. Görürsünüz, anlamlandırmaya çalışırsınız ancak ismini tam olarak da koyamazsınız.
Evli bir çift.
Kadın normal hayatına devam ediyor. Bir işte çalışıyor. İktisaden de özgür yani…
Yüksek tahsilli aynı zamanda…
Toplumda belli bir sosyal statü ve söz sahibi sahibi…
Ancak kocası öyle değil…
Bu tipteki bir kadına hiç uygun değil.
Madde bağımlısı.
Alkol ya da başka bir psiko-aktif madde düşkünü.
Cemiyette herhangi bir yere sahip değil, çünkü kimse onu arasına almıyor.
Sınırlı sayıda da olsa kendi gibi eksik ve ilgiye muhtaç insanların olduğu bir arkadaş çevresi var…
Eğitim namına ise hiçbir şey yok.
İlişkide sürekli bir tartışma ve kavga hali var. Esasen evlilik birliğinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesine imkân ve ihtimâl yok…
Sorun ise evliliğin hâlâ devam etmesinde.
Çünkü normal koşullarda, taraflardan birinin bu şekilde olması Medeni Kanun’un ilgili maddelerine göre yani hukuken de evliliği bitirmeye yetiyor; sui-hâl…
Böyle bir durumda, herkes sorunu…

YANLIŞ ATA OYNAMAK

Bir dönem borsa ile ilgilenmiştim.
Artık ilgilenmiyorum. Ayrıca menkul kıymetler borsasıyla ilgili fikirlerim de oldukça değişti.
Özellikle, hükümetlerin ekonomi politikası kararlarıyla ilişkilendirilmeden yapılan portföy yönetimlerinin, bir süre sonra yatırımcılara faydadan çok zarar getirdiğine çok şahit oldum...
Ayrıca bu şekilde yapılan aksiyon (hisse senedi) tercihlerini, at yarışı oynamakla eş değer olarak görürüm.
Bir at yarışında da kaybetmenin altın koşulu, yanlış ata oynamaktır.
Günlük yaşantımızda da yanlış ata oynadığımız çok olmuştur. Böyle durumlarda hayatımız doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmiştir.
İş, eş, arkadaş seçimlerinde durum hep aynıdır.
Değişmez.
Üzücü olan nedir biliyor musunuz ?
Yanlış ata oynadığınızın sizin tarafınızdan geç fark edilmesidir.
Peki sadece bu mu ?
Hayır.
Üzücü olan sadece bu da değildir.
Hepimiz hayatımızın bir döneminde yanlış ata mutlaka oynamışızdır.
Geç fark etmiş olsak da...
Asıl kötü olan, bu durumu bize, seçim alternatiflerimizden “seçmediğimizin…

BİREYSEL VE KİTLESEL OLARAK : ÇABA VE MUTLULUK

İnsanların toplu olarak bulunduğu ortamlara uzaktan baktığınızda herkesin bir şeyler için çabaladığını, olağanüstü gayretler sarf ettiğini fark edebilirsiniz. Bizim kapıdaki Yaşar bile, her sabah boya sandığının başında ve azimle, acaba bugünkü skorumu nasıl artırabilirimin muhasebesini yapa dursun, biz de aynı şekilde “bir günden” nasıl kazançlı çıkabileceğimizin üzerine yoğunlaşır dururuz. Akademisyen isek daha fazla bilimsel araştırma yapıp, daha fazla makale üretmeye çalışırız.
Esnafsak, hiç şüphesiz, kâr maksimizasyonu ilkesi gereği çırpınır dururuz.
Peki mutluluğun formülü nerede acaba ?
Elimizdekilerle mutlu olabiliyor muyuz ?
Başımıza kötü bir iş geldiğinde daha beteriyle karşılaşabileceğimizi düşünüp kendimizi iyi hissetmenin yollarını arıyor muyuz ?
Beterin beteri olduğunu bildiğimiz halde çoğu kez kanaat etmekten imtina ederiz.
Kaçınırız yani…
Elimizdekilerle, yani sahip olduklarımızla yetinsek ortada hiç sorun olmayacak. Ancak “içimizdeki o biz” e bunu anlatmak çok zordur.
Çoğunlu…

ANNELER ' İN GÜNÜ

Ne de güzel ifade ve tespit etmiş düşünen insanlar.
“Karşılıksız duyulan tek sevgi annenin çocuğuna duyduğu sevgidir” diye.
Televizyonlarda gördüğüm, çevremde şahit olduğum ve yeryüzünde yalnızca annelere özgü olduğunu düşündüğüm ortak bir düşünce var. “Eğer çocuğum olmasaydı…” diye başlıyor bu düşüncenin ifade edilişi…
Bir anne görüyoruz.
İzliyoruz.
Şahit oluyoruz.
Hayatta bin bir zorluk, acı ve belki katastrofla karşılaşmış bir anne…
Acaba bu kadar acıya nasıl katlanmış diye biz düşüne duralım, onlar kafalarında meseleyi çoktan bitirmişler bile :
“Ben çocuğum için yaşıyorum, eğer o olmasaydı…”
İşte anne olmayan hiç kimsenin anlayamayacağı ama hissedebileceği derin anlamlar yüklü duygular…
Annesini kaybeden bir çocuk, hayattayken onu kırdığı için duyduğu üzüntü ile gazeteye bir ilan vermişti.
Yaşayan tüm anneleri kendi annesi kabul ederek çocuklarına açıkça “çağrı” yapıyordu.
“Lütfen hayattayken annelerinizin kıymetini bilin, annem öldükten sonra ona niçin lâyık olduğu değeri vermediğimi düşündü…

NASIL OLUYO BU İŞ ?

Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz meşhur bir laf vardır; gönül bu ota da konar boka da…
Bir kere zaten ortada “fiziken” mevcut bir “gönül” olmadığından, gerçekten de gelip otun ya da bilmem neyin üzerine konması imkansızdır.
Hepimizin bildiği gibi bu eşsiz sözde yer alan “gönülden” kasıt, insanın sevgi duyduğu, sevdalandığı kişidir. “Ot” ise, güzel kadın ya da yakışıklı erkektir.
Çoğu kez hepimizin dikkatini çekmiştir. Bir bakıyorsunuz, gözlerinizi üzerinden alamadığınız çok güzel bir kadın, yanında ise soytarı tipli/kılıklı bir herif. Allah Allah diyorsunuz, ya da demiyorsunuz…
Nasıl oluyor bu işler diye düşünürken, kafanızı bir çeviriyorsunuz bu seferde tam tersi bir manzara…Bu seferde çocuk filinta, hatun akıllara zarar(!)
Biliyorum, diyeceksiniz ki işin içine kariyer, şöhret, para ve fikr-i uyum girmiştir. O yüzden bu tip tenakuzlarla karşılaşıyoruz.
Size katılıyorum. Ancak benim şimdi değineceğim hususta “ceteris paribus” tur. Yani para, kariyer, şöhret gibi öğeler sabit tutulacaktır. Ta…

A Ş K ( IV )

Bugün aşk konulu yazı dizimizi sonlandırıyorum.
Aşk ( I ), Aşk ( II )ve Aşk ( III )’ den sonra aşkı tamamen anlattığımı zannettiğimi düşünmüyorsunuzdur umarım.
Aksine, “aşk hakkında daha hiçbir şey söylemedin ki” derseniz sonuna kadar ben de sizin yanınızda olurum.
Söyleyeceğim söz biraz iddialı olsa da rahatlıkla diyebilirim ki, yeryüzünde sağlıklı ve hatta sağlıksız düşünebilen ne kadar insan varsa, işte o kadar tanımı vardır aşkın. Yani milyarlarca mı ?
Evet.
Sarıyer’de, akli dengesi yerinde olmayan genç bir kızın, kuaförde çalışan bir çocuğu sürekli görmek istediğini söylemişlerdi iki yıl önce… Önce inanamamıştım, ama gerçekti…
Hani Fermat’ın son teoremini ispat etmeye çalışma işine soyunsanız bu kadar tedirgin olmazsınız. Çünkü öyle bir durumda hedef belli,yöntemler de bellidir. Sonuca ulaşırsınız ulaşamazsınız o ayrı konudur…
Ama aşkı anlatmaya gayret etmek, bu işe soyunmak bile bence başlı başına zor bir iştir. Çünkü okuyan herkesin en az sizin kadar söyleyecek bir çift lafı vardır bu…

A Ş K ( I I I )

Aşk ile ilgili yazı dizimizin bugün üçüncüsünü yayınlıyoruz. Konuyla ilgili ilk yazımızda da belirttiğimiz gibi bir şeyler hep eksik kalacağından aşkın tanımını yapmayacağız. Bunun yerine metodolojik olarak dedüksiyonu seçeceğiz ve bütünden parçaya ulaşmaya gayret edeceğiz. Yani yazı dizimizde aşkı oluşturan kavramlara değinmeye çalışarak, aşkı kendiliğinden ortaya koyacağız.
Zaten “aşk nedir ?” deyip tanımını yapmak herhalde saçma olurdu. Siz bugüne kadar “aşk nedir ?” deyip ansiklopediyi açan birini duydunuz mu ?
Çünkü öyle kitaplarda yazıldığı gibi değildir bu mesele. Argodaki “ince iş” tabiri boşuna kullanılmamıştır. Tanımlamalarla olacak iş değildir yani, herkesin kendine göre yaşadığı bir duygu düzeneği vardır konu aşk olduğunda…
Aşkla ilgili ikinci yazımızda da “ilk görüşte aşk” üzerinde yoğunlaşmıştık.
Bugün ise biten bir ilişkide “kaybettiğiniz kimdir ?” şeklinde soru sorup konuyu incelemeye devam edeceğiz.

Evet !
Biten bir ilişkide erkek kadınını, kadın da erkeğini kaybetmiştir. İ…

A Ş K ( I I )

Bir önceki yazımızda aşka genel bir bakış açısıyla yaklaşmış ayrıca aşkın üretkenlik üzerindeki etkisine değinmiştik. Bugün ise “nasıl aşık oldunuz” sorusuyla başlayalım.
Bir anda da aşık olmuş olabilirsiniz. Zamanla yani nasıl aşık olduğunuzun farkına varmadan da aşık olmuş olabilirsiniz.
Bir anda aşık olmak demekle ilk görüşte aşkı kastettiğimi düşünüyorsanız, yanılmıyorsunuz.
İlk görüşte aşktan bahsedeceğiz bugün. Böyle bir şey olabilir mi ?
Sadece Filiz Akın, Ediz Hun ’un bize dayattığı ve filmlerde yaşadığımız tiyatral bir sahne değildir ilk görüşte aşık olmak.
İlk görüşte aşık olunur elbet, ancak bizler bunu duyduğumuzda gözlerimiz hemen “aşık olunanı” arar.
Öyle ya, “aşık olunan” kişi en azından dış görünüşü itibariyle o kadar etkileyici olmalıdır ki, elemanımız onu gördüğünde çarpılmış olabilsin. Bir çok kereler duymuşuzdur, “kızı gördüğümde, işte bu dedim”, ya da “ onu gördüğümde içimde bir şeyler titredi, en çok da bakışları etkiledi” diye.
Böyle bir anda “etkilenen” le pek ilgilen…

NE DİYEYİM BİLMEM Kİ ?

Değinmeyecektim...
Çünkü bu weblogda siyasi içerikli yazı olsun istemiyorum. Ama; bugün Deniz’lerin idamının otuzdördüncü yılı.
Elbette ki çok iyi biliyorum. Ama yine de değinmeyecektim...

Kabataş’tan sınıf arkadaşım Çavlan Erdoğan’ın da aynı zamanda babası olan, bir dönemlerin meşhur avukatı Mükerrem Erdoğan’da Deniz’lerin avukatıydı o dönem. ( Bay Pipo’ da bahsedilir)
Yani yıllardır zaten enine boyuna inceleme fırsatım olmuştu bu konuyu…
Ama yine de bahsetmeyecektim, bu konuyla ilgili yazmayacaktım.
Ama yazdım.
Sebep ?
Hayat garip bir denklem.
Kimse çözememişki.
Bundan onyedi yıl önce bir kitap okumuştum.
Kitabın adı “Gülünün Solduğu Akşam”dı.
Yazarı Erdal Öz’dü…
Halit Çelenk’in “İdam Gecesi Anıları” nın aksine, işin hukuki kısmıyla değil, duygusal kısmıyla ilişkilendirilerek yazılmış bir eserdi. Deniz’leri ve darağacına giden süreci anlatıyordu kitap…
Ne diyeceğimi bilemiyorum, parmaklarım klavyenin ucunda bir gidip bir geliyor.
Beni şaşırtan bu garip tesadüf müdür ?
Ya da bugüne kadar kafamda kur…

A Ş K ( I )

Tanımını yapmak çok zor. Şimdiye kadar çok kez ne anlama geldiği de tartışılmıştır. Hangi duyguları içerdiği de…
Reklamlarda bile izlemiştik bir dönem. “Sizin gezegende aşk var mı ?...” diye abuk tipteki bir kadın soruyordu.
Aşk öyle bir şeydir ki…ya da aşk şu bu demektir gibi beylik bir lafla başlamayacağım tabii. Zaten ne anlatırsam anlatayım bir şeyler hep eksik kalacaktır. İşte bu yüzden tanımını falan yapmayacağım.
Ama iyi biliyorum ki, bazı insanlarda örneğin, çok “geliştirici” etkisi olur aşkın. Geliştirici ve üretken…
Güzel şiir yazan yetenekli bir dostumuz, en lirik şiirlerini yazabilmek için, hayatına bir kadının girmesini beklemişti yıllarca…
Hele sanatçıysanız üretkenliğiniz kat kat artar. Artık kimse tutamayacaktır sizi. Notalarınıza sevgi kırıntıları, şarkı sözlerinize aşk damlamıştır ve siz dünya müzik tarihine liste başı olarak geçecek ölümsüz eserlerinize imzanızı çoktan atmışsınızdır bile…
Çünkü karşı cinsin verdiği heyecan ve coşku hali, insanın içinde özel bir his uyandı…

KUYRUKLU PİYANO NEDEN KUYRUKLUDUR ?

Müzik ve matematik.
Görüntü olarak birbirleriyle uzak iki kulvardır müzik ve matematik. Görüntü olarak diyorum, çünkü bize öyle gelmesinin sebebi, müzik adamlarının matematiğe ilgisine pek şahit olmamamızdır.
Ya da tersinden, hiçbir matematik adamının müzikle doğrudan ilgisine...
Hal budurki, “notalar ve sayılar” birbirleriyle doğrudan ilişkili ve hatta mütemmim cüzdürler. Her bir tını bir denklemi, her bir müzik enstrümanı ayrı bir aritmetiği anlatır aslında.
Piyano.
Çok özel ve profesyonel ellerde insanın içini titreten frekanslarda etki bırakan farklı bir müzik aleti.
Çello ’ dan sonra en çok hayran olduğum bir müzik aleti.
Piyano diğerlerinden farklı olarak, ayrıca bulunduğu ortamı neredeyse süsleyen, bir o kadar da göz dolduran bir enstrümandır.
Bir dekordur piyano ya da dekorun bir parçası aynı zamanda.
Söylenir sürekli, piyanoyu mobilya olarak kullanan evlerden bahsedilir çok zaman...
Çalan yok, kapağını açan yok, koskoca kuyruklu bir piyano duruyordur evin içinde. Öyle güzel görüntüsü …

SENİ SEVİYORUM ?

Geçen sene bu zamanlardı.
İş yerinde bir öğlen arası arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Malum nisan mayıs ayları, gevşer gönül yayları kuralı o zaman da geçerliydi. Yanılmıyorsam, mayıs ya da haziran ayıydı çünkü...
Aşktan, evlilikten, sadakattan, sevgiden, birlikte yaşamaktan söz ediyorduk.
Özellikle “seni seviyorum” lafının her söylendiğinde acaba gerçeği ne kadar yansıttığını da sorguluyorduk.
Aslında hemen hemen herkes çok güzel fikirler koymuştu ortaya.
Herkesin bildiği ama benim kendimce düzenli bir platforma oturttuğum bir konudan, “partneri olan erkeğin tercih sebebi olmasının” sebeplerinden de uzun uzun bahsetmiştik.
Yeri gelmişken, bu, aşk, bağlılık ve sevgi konusunu her zaman diğer konulardan farklı görürüm. Çünkü insanların bu konularla ilgili fikirlerini, doğrudan ilişki içinde olduğu kişiyle arasındaki elektrik sinyallerinin belirlediğine inanırım.
Bir kadınsanız eğer, erkeğinize yaklaşımınız,ya da bir erkekseniz kadınınıza yaklaşımınız her ne kadar kişisel fikirlerinize bağlıysa d…

YORULDUK YETER

Bir iki gün kafanızı dinleyin.
Dinlenin.
Bu blog sizi biraz yorabilir.
Kabulümdür.
Yani öyle kafamı hafifleteyim, dinlendireyim diye baver'in günlüğüne uğrarsanız biraz yorulabilirsiniz.
İş bu sebeplerle şöyle bir iki gün için, size güzel bir dinlence...
Sadece sırtınızı koltuğa yaslayın ve tüm sıkıntılardan bir kaç dakikalığına uzaklaşın.
Bir de bilgisayarınızın sesini biraz açın
Selametle...

1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI

Ortaokulu yeni bitirmiş onüç ondört yaşlarında o zaman.
Liseye yeni adım atmış. Daha o yıllarda dönemin en ağır gazetelerine yöneliyor. Sebebini de bilmiyor. Ama tek hatırladığı siyah beyaz bir gazete olduğu ve vıcık yavşak şeyler yazmadığı bu gazetenin.
Okan isimli arkadaşı ilk kez Yorum’a ait Türküler kasetini aldırıyor o dönem. Tabii 89’un Yorum’u bugünkü çizgisinde değil o dönemler. Abartmamışlar bugünkü gibi.
Bunu Sovyet Bilimler Akademisi’nin kitapları izliyor. İlgi sadece teorik düzlemde. Asla legal ya da illegal bir olaya karışmıyor. Kenarından bile geçmiyor. Çünkü böyle bir istek hiç oluşmuyor içinde. Sadece okuyup öğrenmek bilmek istiyorum diyor.
Ama sadece “merak” ve “ilgi” den bunlarla ilgilendiğine arkadaşlarını inandırması çok zamanını alıyor. Materyalist felsefe derslerini öğrenmek için günlerce kıçını yırttığına ben şahid olmuşumdur. Zorun ne diye sorduğumda çoğu kez cevap verememiştir. Ama aynı gözler, bu öğrenme işinden acayip keyif aldığını da haykırmıştır…
“Zagreb Radyo…