Ana içeriğe atla

ANTİ SOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU


Kişiyi suça toplum mu iter, yoksa bireyin kendisinde mi suç işleme dürtüsü vardır ?
Bugün, bu sorunun net bir cevabı olup olmadığını araştıracağız.
Bakalım.
Çok zorlarsak, en fazla belirli bir coğrafi bölge için bir sonuca ulaşabiliriz. Çünkü, bu soruya doğru ve bilimsel mahiyette bir cevap verebilmek için, belli bir bölgede, belli bir dönemde, belli suçların istatistiki verileri elde edilmelidir.
Yani her somut suç, kendi öznel/subjektif koşulları içinde değerlendirilmeden doğru bir sonuca ulaşılamayacaktır. O da yetmeyecektir.
İşin daha zor ve emek gerektiren kısmı ise, her olaydaki suçlu ile psikyatrik görüşme seansları düzenlenmesi gerektiğidir. Bu ise imkansızdır. Peki neden suçluyla birebir görüşme seansları düzenlenmelidir ?

Çünkü kişiyi suça iten nedenlerden bahsediyorsak, bu sebeplerden en önemlisi olan “anti sosyal kişilik bozukluğu”ndan, diğer bir adıyla “psikopatik” veya “sosyopatik” diye tabir edilen kişilik bozukluğundan bahsetmek zorunda kalacağızdır.
Bunların tespiti ise ancak, uzman hekimlerin kontrolünde gerçekleştirilebilecektir. Anti sosyal kişilik bozukluğunun özelliklerinden birkaç tanesini belirttiğimde, konunun boyutları daha rahat gözler önüne serilmiş olacaktır.

***Bir kere, bu kişiler yapı itibariyle toplumsal yasalar ve genel kurallarla sürekli bir karşıtlık içerisindedirler. Çocukluk çağında –davranım bozukluğu- (conduct disorder) tanısı alan bu kişilere 18 yaşından sonra, anti sosyal kişilik bozukluğu tanısı konur. Zaten yetişkin yaşlarda da sırf bu karakterlerinden dolayı sık sık karakollara düşer ve tutuklanırlar. Kavgacılık, sahtecilik, hırsızlık, alkol ve başka psiko-aktif maddelere düşkünlük ve ilişkilerde yüzeysel olma bunların belirgin özelliklerindendir.***
Hiçbir zaman pişmanlık duymazlar.
Duysalar da yüzeysel ve geçicidir.
Arkadaşlıkları da öyledir.
Eskiye, geçmişe dayalı sadakat dolu arkadaşlıkları olmaz. Şimdi hep beraber değerlendirelim.
Kimi olayda kişi, sırf anti sosyal kişilik bozukluğuna sahip olduğundan suç işleyebiliyor iken, kimi adli vakalarda da aslında suça hiç eğilimi olmayan kişiler suç işlemektedir.
Bir anlık öfke, tahrik veya kan davası örneklerinde olduğu gibi…
İnsanlar, istemeden de olsa, hayatlarını karartabilecek bir kararın altına imza atabilmekte ve daha sonrada ömür boyu sürecek bir pişmanlığa zemin hazırlayabileceklerdir.

Hülâsa; kişiye suça toplum da itebilir, kişinin kendisi de doğuştan suça eğilimli olabilir.
Bilimin ışığında cevaplamak gerekirse; bu sorunun net bir cevabı yoktur.
Selâmetle !
(***Prof.Dr. M.Orhan Öztürk, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikyatri Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi, Ruh Sağlığı ve Bozuklukları , 7.Basım, Ankara 1997, Hekimler Yayın Birliği, sf.324)


9 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …