Ana içeriğe atla

BAŞARILI MISINIZ ?

Gündelik hayatın her türlü kaotik durumuna rağmen, arada sırada kendimizi sorgularız.
Geçmişimizi...
Beklentilerimizi...
Sahip olduklarımızı...
Bunları düşünürken, kendimize şunu da sorduğumuz olur;
Bu hayatta başarılı oldum mu ?..
Belki önünüzde yaşayacağınız uzun bir zaman vardır.
Bu sebeple, anılan sorunun henüz çok ama çok erken olduğunu düşünebilirsiniz.
Ancak bu durum, yaşadığımız ‘an’ için bir değerlendirme yapmamıza engel de değildir.
Yani başarılı olup olmadığımız hakkında yorum yapabilir, bu soruyu kendimize sorabiliriz.
Buna biz karar vereceğimize göre, başarılı olup olmadığımıza karar verirken neye dikkat etmeliyiz ?
Şöyle birkaç yıl gerisine gidiniz.
Hafızanız kuvvetliyse, hedeflerinizi hatırlayabilecekseniz eğer, dilerseniz on, onbeş yıl öncesine de gidin.
Büyük umutlar ve hayâlleriniz vardı belki...
Ünlü bir hukukçu ya da bir şirkette üst düzey yönetici mi olmak istiyordunuz ?
Keyifle çalışacağınız bir işiniz, biri size, diğeri de eşinize ait bir arabanız mı olacaktı ?
Kütüphanenizdeki kitapların yüzde doksan sekizini okumayı mı hedeflemiştiniz ?
Bunlar olmasını istediklerinizdi...
Bekledikleriniz yani...
Ya da daha gerçekçi bir ifadeyle beklentileriniz...
Bir de bugün bulunduğunuz noktaya, konuma bir bakın.
Ancak bu karşılaştırmayı yaparken beklentilerinizi, hedeflerinizi referans alın.
Ve çok basit bir mukayese yapın.
Neler bekliyordunuz ?
Nelerle karşılaştınız ?
Diyebiliriz ki; belirli bir dönemde, belirli bir anda başarılı olup olmadığınızın göstergesi, beklentileriniz, yani hedeflediklerinizle, gerçekleşen yani ‘an’ itibari ile sahip olduğunuz değerler arasındaki ilişkide gizlidir.
Gerçekleşen değerlerinizi, beklenen değerlerinize ne kadar çok yaklaştırmışsanız, yani hedefe ne kadar çok yaklaşmışsanız o kadar çok başarılısınızdır.
Bu durumda, örneğin bir başkasının bize, başarılı olduğumuzu söylemesi sizce gerçekçi midir ?
Hayır.
Bana göre :
Hiç de değildir !
Başkasının bizim başarılı olduğumuz konusunda yapacağı bir yorum, onun paradigmasından fırlamış bir ok gibidir...
Yayı geren de o olduğundan bizim başarımız hakkında yapılan bu subjektif değerlendirme, gerçeği yansıtmayacaktır.
Çünkü bu yorum bizim geçmişimiz, öncelimiz bilinmeden yapılmıştır...
O zaman ortaya şu sonuç çıkıyor:
Bu hedeflerimizi ya da beklentilerimizi ise aslında bir tek biz biliyor olduğumuzdan, başkasının bu konu hakkında doğru karar vermesi kolay görünmemektedir.
Ortaokulu dışarıdan bitirip diploma almayı hedefleyen birisi için, lise diploması azami bir başarı olarak kabul edilebilecekken, profesörlüğü hedefleyen bir gencin, yüksek lisanstan kaydının silinmesi bir başarısızlıktır.
Hülâsa, başarı tamamen subjektif bir kavram olduğu gibi, dışarıdan bir kişinin bizim gerçekten başarılı olup olmadığımıza karar verebilmesi için, beklentilerimiz ve hedeflerimiz hakkında fikir sahibi olması gerekir.
Aksi halde, bizim başarılı olduğumuzu söyleyen kişi, aslında kendine göre bir başarı tanımını su yüzüne çıkarmış olmuyor mu ?
Selâmetle...

(not:teknik hata...siteye fotoğraf giremedim...sonra tekrar deneyeceğim...)
18 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...