Ana içeriğe atla

BAĞIMLI KİŞİLİK MODELİ


Bazı ilişkilerde gördüğünüz ilginç bir durum vardır. Görürsünüz, anlamlandırmaya çalışırsınız ancak ismini tam olarak da koyamazsınız.
Evli bir çift.
Kadın normal hayatına devam ediyor. Bir işte çalışıyor. İktisaden de özgür yani…
Yüksek tahsilli aynı zamanda…
Toplumda belli bir sosyal statü ve söz sahibi sahibi…
Ancak kocası öyle değil…
Bu tipteki bir kadına hiç uygun değil.
Madde bağımlısı.
Alkol ya da başka bir psiko-aktif madde düşkünü.
Cemiyette herhangi bir yere sahip değil, çünkü kimse onu arasına almıyor.
Sınırlı sayıda da olsa kendi gibi eksik ve ilgiye muhtaç insanların olduğu bir arkadaş çevresi var…
Eğitim namına ise hiçbir şey yok.
İlişkide sürekli bir tartışma ve kavga hali var. Esasen evlilik birliğinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesine imkân ve ihtimâl yok…
Sorun ise evliliğin hâlâ devam etmesinde.
Çünkü normal koşullarda, taraflardan birinin bu şekilde olması Medeni Kanun’un ilgili maddelerine göre yani hukuken de evliliği bitirmeye yetiyor; sui-hâl…
Böyle bir durumda, herkes sorunun kocada olduğunu biliyor, ancak kadın bir türlü adamı bırakamıyor. Kadına ailesinden de bu adamı bırakması için hem destek hem de baskı geliyor. Ancak mümkün değil.
Kadın bırakmıyor…
Bırakamıyor.
Önce işin içinde aşk, sadakât var diye düşünürüz değil mi ?
Çünkü aksini düşünmek imkânsız gibi gelir bizlere.
Yoksa kadın deli midir nedir ?...
Ancak psikyatride bunun adı “bağımlı kişilik modeli” dir.
İnsanların anlam verememesine rağmen ilişkinin devam etmesinin sebebi, kadının
(ya da bazı ilişkilerde erkeğin) bağımlı kişilik yapısına sahip olmasıdır.
Bağımlı kişilik modelinde, birey aslında kendine güvensiz ve kendiyle ilgili sorunları olandır. Kendiyle barışık değildir.
Yalnız kalmaktan korkar ve acı çektiği halde bu eziyetlere sırf bu sebeple katlanır.
İç huzurunu ve dengesini yakalayamamıştır.
Bunu yakalamanın tek yolu da, karşı tarafın acziyetinden faydalanmaktır.
Yani kocasının…
Sürekli boşanacağını söylemesine ve kocasını terk edeceğini söylemesine rağmen bırakamaması da bu yüzdendir. Yoksa o da geçimsiz ve psiko-aktif maddeler kullanan birisinin çekilemeyeceğini çok iyi bilir.
Ancak mecburdur ve başka şansı yoktur.
Kocasının bu hali ve yetersizliği kendisi için bir kaçış ve kurtuluş yolu olmuştur. Ona yardım ederek kendini iyi hissetmektedir çünkü…
İş bu sebeplerle normal koşullarda anlamlandıramadığımız ilişkilerin perde arkasında anılan ruh halleri gizlidir…
Selâmetle…
4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...