Ana içeriğe atla

BİREYSEL VE KİTLESEL OLARAK : ÇABA VE MUTLULUK


İnsanların toplu olarak bulunduğu ortamlara uzaktan baktığınızda herkesin bir şeyler için çabaladığını, olağanüstü gayretler sarf ettiğini fark edebilirsiniz. Bizim kapıdaki Yaşar bile, her sabah boya sandığının başında ve azimle, acaba bugünkü skorumu nasıl artırabilirimin muhasebesini yapa dursun, biz de aynı şekilde “bir günden” nasıl kazançlı çıkabileceğimizin üzerine yoğunlaşır dururuz. Akademisyen isek daha fazla bilimsel araştırma yapıp, daha fazla makale üretmeye çalışırız.
Esnafsak, hiç şüphesiz, kâr maksimizasyonu ilkesi gereği çırpınır dururuz.
Peki mutluluğun formülü nerede acaba ?
Elimizdekilerle mutlu olabiliyor muyuz ?
Başımıza kötü bir iş geldiğinde daha beteriyle karşılaşabileceğimizi düşünüp kendimizi iyi hissetmenin yollarını arıyor muyuz ?
Beterin beteri olduğunu bildiğimiz halde çoğu kez kanaat etmekten imtina ederiz.
Kaçınırız yani…
Elimizdekilerle, yani sahip olduklarımızla yetinsek ortada hiç sorun olmayacak. Ancak “içimizdeki o biz” e bunu anlatmak çok zordur.
Çoğunlukla da başarısız oluruz.
Anlatamayız…
Adamın birini asmaya götürüyorlarmış.
Cellatlar sormuşlar; “Son bir isteğin var mı ?”
Mahkum cevaplamış; “Hayır yok, beterin beteri vardır, beni hemen asın !”
Cellatlar şaşkın birbirlerine bakıyorlar, asmaya yakın yine sormuşlar;
“Son bir isteğin var mı ?”
Cevap yine aynı; “Beterin beteri vardır, beni hemen asın !”
Cellatlar, mahkumun infaz öncesi korkudan şuurunu kaybettiğini düşünerek adama acımışlar. Öyle ya iki dakika sonra asılacak bir adama son isteğin nedir diye sorduklarında “beterin beteri vardır, beni hemen asın diye” bozuk plak gibi tekrarlıyor…
Demekki kafayı üşüttü bu mahkum diye düşünürlerken, dar ağacının olduğu yere kadar gelmişler. Cellat mahkumun boynuna ilmeği geçirmiş ve yine de belki sigara migara ister diye son bir kez sormuş. “Son bir isteğin var mı ?”
Tekrar aynı cevabı alınca cellat artık sinirlenmiş ve tabureyi mahkumun ayağının altından tam çekecekken uzaktan dört nala gelen bir atın üstündeki elçinin sesi duyulmuş : “Durdurun bu infazı….”
Herkes şaşkın. Cellat bir mahkuma, bir de gelen atlı elçiye bakmış…Şaşırmış. Ama infazı da durdurmuş. O sırada da dört nala gelen elçi darağacına kadar ulaşmış. Ve ağzından şu cümleler dökülmüş :
“Durdurun bu infazı. Padişahımın fermanıdır, asılmayıp, kazığa oturtula !”
Mahkum kafayı çevirip, bir de cellatın yüzüne tükürmüş; “ben size demedim mi beterin beteri vardır diye, al sana girdi şimdi yağlı kazık…”
Mutluluğun formülü nedir acaba demiştik ya, daldaki elma meselesiyle son noktayı koyalım. Sahip olduğunuz iki elma, ağaçtaki dört elmadan her zaman daha iyidir. Yani ne olursa olsun, bizim olsun ve bize ait olsun.
Mükemmelin sonu olsaydı teknoloji bu kadar ilerler miydi ?
Mükemmelin sonu olmadığından sahip olduklarımızla yetinmeye ve mutlu olmaya çalışalım. Elbette her insan sahip olduğu değerleri artırıp, çeşitlendirip, zenginleştirmek ister.
Yani bu, olması gerekendir ve ilerlemenin lokomotif gücüdür. Ancak kilit nokta, bunlara sahip olunamadığında karamsarlığa ve mutsuzluğa kapılınmaması gerektiğindedir…
Yoksa elbette zenginleşelim,
milletçe sınıf atlamak için çabalayalım ve üretmek için sonsuz gayret sarf edelim. Ancak başaramadığımızda karamsarlığa ve umutsuzluğa kapılmadan...
Hayırlı haftalar efendim.
Selâmetle…
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …