Ana içeriğe atla

HEYECAN KAYNAKLI ALDATMA ( II )

İlk yazımızın ardından aldatma konusunu değişik bir açıdan incelemeye devam ediyoruz. Bundan sonraki her yazımızda, aldatmanın tespit edebildiğimiz farklı bir gerekçesini yazacağız.
Bugün; heyecan yaşamak için yapılan aldatmayı, yani heyecan kaynaklı aldatmayı ve bu heyecanın doğmasına etki eden nedenleri inceleyeceğiz.
Hayatı boyunca istikrarlı bir çizgi izlemiş olan insanlar istisna kalmak koşuluyla, heyecan aramayan ya da heyecan yaşama gayreti içerisinde olmayan kimse yoktur.
Yapılan eylemi heyecanlı kılan ise, sürekli olmamasıdır. Bir defaya mahsus olması ya da öyle zannedilmesi(!) işe heyecan katar.
Uzun yıllar evli kalıp eşini çok sevdiğini söyleyenler vardır elbette...Hatta bu kişiler meseleyi, “hâlâ ilk günkü heyecanı hissediyorum” diye özetlemekten de kaçınmazlar.
Bu doğru ve samimi bir ifadedir. Ancak maalesef herkes aynı hislerle donanmış değildir.
Çünkü bazı kimselerde, ilişkide yaşananlar, yapılanlar, artık sürekli bir hâl alıp, sıradan gelmeye başladığından, klasik tabirle “monotonluk başladığından” artık olan olmuştur...
Eski heyecan bitmiş, sönümlenmiş, yerini yeni arayış ve heyecanlara bırakmıştır.
Bu da, örneğin bir ilişkide, eşi aldatmak için önemli bir mesnet olmuştur.
Sadece heyecan da değil, buna “bir ilki yaşama”, “arkadaşlara anlatacak bir şeyim olsun” öğelerini de ekleyebiliriz.

Şener Şen’in başrollerini Şehnaz Dilan’la paylaştığı “Aşık Oldum” filmini hatırlayın. Karısı Nevra Serezli’yi çok sevmesine rağmen, bir defalığına da olsa böyle kaçak bir girişimi olmuştu Şener Şen’in...
Filmi izleyenler de “ne zaman Şehnaz Dilan’ı yatağa götürecek” diye bayağı kasılmıştı film boyunca...
‘Heyecan’ dedik, ‘bir ilki yaşama’ dedik, ancak aldatma eyleminde ‘erkek arkadaşların baş başa kalması’ hususuna pek değinmedik.
Erkekler kadınlardan farklı olarak, baş başa kaldıklarında birbirlerini çok güzel ayartırlar. Hele zaman ve zemin müsaitse birbirlerinden güç alacaklar, aldatma işini büyük bir keyif ve hatta belki de hiçbir vicdan azabı duymadan halledebileceklerdir...
Çünkü bir
hempanın (kötü yol arkadaşı) varlığı, yaptığı gayri meşru işte az biraz da olsa rahatlama sağlamasına sebep olacaktır.
Böylece, değişik bir heyecan yaşamış olacaklar, yeni bir şey denemiş olmanın, kendilerince ayrıcalığını hissedeceklerdir.
Bunu yaparken de, bir anlık zevkten öte, bir anlık heyecan ve farklılık yaşama uğruna, riske attıkları ve sahip oldukları büyük değerleri görmezden geleceklerdir.
Bu durum da, farklı bir heyecan yaşama, aldatmayı tetikleyen bir diğer unsur olarak karşımıza çıkacaktır. Kaldı ki, başka bir kadın ya da erkeğin bedeninde, yani ait olunmayan bir bedende, kendini nasıl hissedeceğini merak etmenin arzusu da işin içine karışmışsa, malum son kaçınılmaz olacaktır.
Toparlarsak, aldatma olgusu farklı sebeplerle karşımıza çıkabilir...
Bazen bir merakı giderme saikiyle, bazen farklı bir heyecanı yaşama dürtüsüyle, bazen monotonluğu aşma, deneme yapma, arkadaşların birbirini etkilemesi şeklinde de zuhur edebilecektir.
Bu faktörler bazen tek başına, bazen de birbirlerine eşlik ederek eşlerin birbirini aldatmasına zemin hazırlayabilir.
Bir sonraki yazımızda 'duygusal karmaşa kaynaklı' aldatmayı inceleyeceğiz...
Selâmetle...
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...