Ana içeriğe atla

İNTİKAM KAYNAKLI ALDATMA ( IV )


Aldatma ( I ), (II) ve ( III )' den sonra, yazı dizimizin bu son gününde, ‘intikam amacıyla aldatma’ üzerinde durmak istiyorum.
Adı üzerinde, eşlerden birisinin, diğerini, kendisini aldatmış olduğu savına dayanarak, intikam duygularıyla aldatması…
Hırsızlık yapan bir arkadaşınız size ait çok değerli bir şeyi çalarsa, aklınızdan ilk geçen nedir ?
Ona ait bir şeyi çalmak mı, yoksa hak ve hukuk dairesi içinde ve de yasalar çerçevesinde cezalandırılmasını sağlamak mı ?
Eğer, ben de ona ait bir şeyi çalmak isterim ve bu şekilde intikamımı alırım diyorsanız, bu sizin bileceğiniz bir iştir. Ayrıca cevabınız buysa bundan sonra söyleyeceklerim sizlere yönelik değildir.
Yok eğer, derhal ilgili yerlere şikayet eder, hakkında dava açılmasını sağlamaya çalışırım derseniz, o zaman durup düşünelim.
Eğer eşiniz sizi aldatırsa, onun, ilgili kanun hükümlerine göre yargılanmasını mı istersiniz yoksa siz de onu mu aldatırsınız ?
Ya da ondan derhâl ayrılır mısınız ?

Bence, işine geldiğinde yasalara saygı duyup, ondan yardım bekleyen bir zihniyet, başka bir zamanda da ‘intikam hissi’ adı altında eşini aldatıyorsa, aslında samimi değildir.
Yani sadakat konusunda samimi değildir.
Ya onurlu bir şekilde eşinden ayrılmalı ya da kolluk kuvvetleriyle suçu sabitleme yoluna gitmelidir.
Eğer ısrarla ‘intikam’ adı altında ben de aldatacağım diye ısrar ediliyorsa, o kişi zaten ‘potansiyel bir aldatıcı’ dır.
Klasik savunma ise ‘ ben de onu aldatayım ki, nasıl bir üzüntü yaşadığımı o da hissetsin’ dir.
Hâl budur ki, bunu söyleyeceğine açıkça şunu yani gerçekleri, aklından geçeni söylese daha güzel olmaz mı ?
‘Aslında bu aldatma denilen şey çok ayıp. Biliyorum. Ancak hazır intikam kisvesi altında bu fırsatı yakalamışım, bir kereliğine de olsa ben de deneyeyim. Yoksa böyle bir eylemi yapma fırsatım bir daha olmayabilir. Hem yaparım, hem de ‘intikam peçesi’ altında hareketlerime meşruiyet kazandırırım’…
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, aldatma olayı bir sonuçtur. Olan olmuş, karar verilmiş, tercih yapılmış ve aldatma olmuştur.
Zaten şu ana kadar vurgulamak istediğim şey, bu sonucun ortaya çıkmasına etki eden ‘sebepleri’ yazmaktı.
Nitekim birkaç tanesini yazdım. Bugün de ‘intikam kaynaklı aldatma’ ile de konuyu sonlandırmış oluyorum.
Elbette temelde bu sonucun oluşmasına etki eden ana etken cinsel dürtüler olmuş olsa da, benim ortaya koymaya çalıştığım ise, bu cinsel dürtüleri harekete geçiren bileşenleri, sistemli hale getirmekti.
Ya da resmi tersten okuyalım.
Bütün insanlar ortak bir cinsel dürtüye sahip ise, niçin herkes aldatmaz ?
Demek ki, konuyu sadece bu şekilde yani ‘cinsellik’ temelinde dar bir kalıba sokmak doğru olmayacaktı.
Yoksa hiç birinizin bu satırları okurken ‘vaay be demek insan bu yüzden de aldatırmış’ demediğinizi biliyorum.
Zaten amacım sizleri bu konuda aydınlatıp, didaktik bilgiler vermek değildi.

Sadece herkesin bildiği şeyleri, belli bir teorik düzenlilik ve sistematiğe bağlı kalarak sınıflandırmaktı.
Amacıma da ulaştığımı düşünüyorum.
Selâmetle…
12 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …