Ana içeriğe atla

A Ş K ( I I I )


Aşk ile ilgili yazı dizimizin bugün üçüncüsünü yayınlıyoruz. Konuyla ilgili ilk yazımızda da belirttiğimiz gibi bir şeyler hep eksik kalacağından aşkın tanımını yapmayacağız. Bunun yerine metodolojik olarak dedüksiyonu seçeceğiz ve bütünden parçaya ulaşmaya gayret edeceğiz. Yani yazı dizimizde aşkı oluşturan kavramlara değinmeye çalışarak, aşkı kendiliğinden ortaya koyacağız.
Zaten “aşk nedir ?” deyip tanımını yapmak herhalde saçma olurdu. Siz bugüne kadar “aşk nedir ?” deyip ansiklopediyi açan birini duydunuz mu ?
Çünkü öyle kitaplarda yazıldığı gibi değildir bu mesele. Argodaki “ince iş” tabiri boşuna kullanılmamıştır. Tanımlamalarla olacak iş değildir yani, herkesin kendine göre yaşadığı bir duygu düzeneği vardır konu aşk olduğunda…
Aşkla ilgili ikinci yazımızda da “ilk görüşte aşk” üzerinde yoğunlaşmıştık.
Bugün ise biten bir ilişkide “kaybettiğiniz kimdir ?” şeklinde soru sorup konuyu incelemeye devam edeceğiz.

Evet !
Biten bir ilişkide erkek kadınını, kadın da erkeğini kaybetmiştir. İkili gönül ilişkilerindeki sosyal kategorileri şöyle sıralayabiliriz. Kız arkadaş, erkek arkadaş, sevgili, nişanlı, evli…
Hepimiz bir dönem yukarıdaki ikililerden birinin öznesi mutlaka olmuşuzdur.
Kaybettiğimiz, aşık olup da kaybettiğimiz kimdir ? sorusuyla altını çizmek istediğimiz nokta şudur:
Gayet açık.
Anılan sosyal kategorilerden “nişanlılığı” alalım örneğin…
Teorik olarak, genç bir bayan , nişanlısından ayrılmış olsun. Ve çok üzgün olduğunu varsayınız.
Kendisine sorulması gereken tek bir soru vardır : “kaybettiğiniz kimdir, kimden ayrıldınız da bu kadar üzülüyorsunuz ?..”
Cevap olarak “nişanlımdan” ayrıldım diyorsa ona “üzülmemesi” gerektiğini söyleyebiliriz. Çünkü nişanlısından ayrıldıysa kendisini bir daha nişanlarız, olur biter.
Ama cevap olarak nişanlısının ismini vererek “ondan” ayrıldığı için üzüldüğünü belirtiyorsa, işte aşk budur.
Meselenin ilginçliğinin farkındasınızdır umarım.
“Nişanlısından, ya da erkek/kız arkadaşından, eşinden…” ayrıldığını söyleyen kişi aslında kaybettiği kişiye değil, farkında olmadan belki de, kaybettiği “duygusal aynı zamanda da sosyal ilişki” biçimine ağlar.
Bu kaybettiği ilişki biçiminin ona kaybettirdiği itibara ağlar. Ona üzülür. Yoksa "onu" kaybettiğine üzülmüyordur.
Ayrıldığı kişinin “ismini” veren ve “onu” kaybettiği için ağladığını söyleyen ise “gerçek aşkı” yaşayandır.
Kaybettiği “aşkıdır” çünkü. Sosyal anlamda itibarını kaybetmiş olması değildir. Hani eskiden bir ayrılık şarkısının sözlerinde dinlemiştik. Sevgilisinden ayrılan bir divane, şarkıda şöyle diyordu “…şimdi arkadaşlarım sana beni soracak. O zaman ne diyeceğim…”
İşte “sevgilisini” kaybettiği için üzülen yani “ o” nu kaybettiği için üzülmeyen ve gerçek aşkı yaşayamamış ama yaşadığını zanneden bir zihinsel konfigürasyonun şarkı sözlerindeki yansıması…
Eeee, siz birisini kaybetseniz, “sevgilinizi, eşinizi, nişanlınızı, karınızı, kocanızı ” kaybettiğinize mi yoksa “O” nu kaybettiğinize mi ağlarsınız ?
Bu soruya vereceğiniz cevap “sevme sanatından” haberdar olup olmadığınızın da habercisidir aslında.
Selâmetle…
10 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...