Ana içeriğe atla

A Ş K ( I )


Tanımını yapmak çok zor. Şimdiye kadar çok kez ne anlama geldiği de tartışılmıştır. Hangi duyguları içerdiği de…
Reklamlarda bile izlemiştik bir dönem. “Sizin gezegende aşk var mı ?...” diye abuk tipteki bir kadın soruyordu.
Aşk öyle bir şeydir ki…ya da aşk şu bu demektir gibi beylik bir lafla başlamayacağım tabii. Zaten ne anlatırsam anlatayım bir şeyler hep eksik kalacaktır. İşte bu yüzden tanımını falan yapmayacağım.
Ama iyi biliyorum ki, bazı insanlarda örneğin, çok “geliştirici” etkisi olur aşkın. Geliştirici ve üretken…
Güzel şiir yazan yetenekli bir dostumuz, en lirik şiirlerini yazabilmek için, hayatına bir kadının girmesini beklemişti yıllarca…
Hele sanatçıysanız üretkenliğiniz kat kat artar. Artık kimse tutamayacaktır sizi. Notalarınıza sevgi kırıntıları, şarkı sözlerinize aşk damlamıştır ve siz dünya müzik tarihine liste başı olarak geçecek ölümsüz eserlerinize imzanızı çoktan atmışsınızdır bile…
Çünkü karşı cinsin verdiği heyecan ve coşku hali, insanın içinde özel bir his uyandırır.
Bu his herkes de farklı şekilde tezahür eder.
Kimisinde tanımlanamaz bir mutluluk hissi.
Kimisinde aidiyet hissi…
Kimisinde kompleks bir heyecan…
Kimisinde kaybetme korkusunun yarattığı yoğun endişe hissi…
İstisnaları dışında, aşık insan çevresiyle barışıktır. Kimseyle sürtüşmek gibi bir derdi yoktur. Yardımsever olmaya çalışır. Anlayışlıdır.
Hele aşık olduğunun ilk zamanlarında ayakları yere basmadığından, çevresindekilerde bu işten oldukça sebeplenir.
Türkiye dışında nasıl cereyan eder bu işler bilemem, ama memleketimizde yaygın bir kanıdır bilirsiniz. Herhangi bir işyerinde örneğin yaşı hayli ilerlemiş bir bayan “bekar” ise ve belki de yoğun stresli çalışma ortamında haklı olarak “sinirlenmiş” ya da “gerilmiş” ve bu sebeple çevresine karşı azıcık kırıcı olmuşsa, yurdum insanı yoğun psikyatrik, psikolojik yani pisikoya ait ne kadar kavram varsa, hepsinin tahlilini iki dakikada yapar kendi çapındaki teşhisini hemen koyuverir ?…
Belki de haklıyken haksız olarak bile görülebilecektir kadın.
Böyle düşünmek doğru mudur ?
Değil tabi.
Ancak aşkın,hayatımızda olmazsa olmazlarından bir bileşen, belki de hayatın ta kendisi olduğuna dair önemli bir göstergedir.
Hele bir de kadınsanız ve de güzelseniz bir de aşkınız yok diye kanaat oluşmuşsa, yani yalnız bir güzel kadınsanız işte o zaman köpek balıkları etrafınızı saracaktır.
Onları da eleştiremezsiniz, çünkü bu da insanın doğası, üreme içgüdüsü ve falan filandır işte…
Bir sonraki yazımızda aşkın oluşumu üzerine değişik bir teknikle yorumlar yapacağız…
Selâmetle..

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...