Ana içeriğe atla

KUYRUKLU PİYANO NEDEN KUYRUKLUDUR ?

Müzik ve matematik.
Görüntü olarak birbirleriyle uzak iki kulvardır müzik ve matematik. Görüntü olarak diyorum, çünkü bize öyle gelmesinin sebebi, müzik adamlarının matematiğe ilgisine pek şahit olmamamızdır.
Ya da tersinden, hiçbir matematik adamının müzikle doğrudan ilgisine...
Hal budurki, “notalar ve sayılar” birbirleriyle doğrudan ilişkili ve hatta mütemmim cüzdürler. Her bir tını bir denklemi, her bir müzik enstrümanı ayrı bir aritmetiği anlatır aslında.
Piyano.
Çok özel ve profesyonel ellerde insanın içini titreten frekanslarda etki bırakan farklı bir müzik aleti.
Çello ’ dan sonra en çok hayran olduğum bir müzik aleti.
Piyano diğerlerinden farklı olarak, ayrıca bulunduğu ortamı neredeyse süsleyen, bir o kadar da göz dolduran bir enstrümandır.
Bir dekordur piyano ya da dekorun bir parçası aynı zamanda.
Söylenir sürekli, piyanoyu mobilya olarak kullanan evlerden bahsedilir çok zaman...
Çalan yok, kapağını açan yok, koskoca kuyruklu bir piyano duruyordur evin içinde. Öyle güzel görüntüsü vardırki çalmaya kıyamaz ev sahipleri !
Sahi neden kuyrukludur piyano ?
Geometrik olarak neden asimetriktir ?
Sebebi matematik desem?..
Açıklayabilirim.

Piyanonun tuşlarının her biri farklı bir ses, farklı bir nota demektir. Yani farklı bir sayısal değer demektir. İşte piyanonun tuşlarının temsil ettiği notaların karşılık geldiği sayısal değerlerin nokta karşılıkları dikkate alındığında ( ¼’ lük gibi) ve bu noktalar birleştirildiğinde, analitik düzlemde üstel fonksiyona karşılık gelen bir eğri oluşmaktadır.
Matematikteki üstel fonksiyonun grafiği de, bizim piyano da “kuyruk” diye tabir ettiğimiz geometrik eğrinin aynısı olduğundan, piyanolar “kuyruklu” dur.
Tabii bu anlattığımız müzik matematik ilişkisinin devede kulak kısmıdır.
Selâmetle…

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...