Ana içeriğe atla

NASIL OLUYO BU İŞ ?


Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz meşhur bir laf vardır; gönül bu ota da konar boka da…
Bir kere zaten ortada “fiziken” mevcut bir “gönül” olmadığından, gerçekten de gelip otun ya da bilmem neyin üzerine konması imkansızdır.
Hepimizin bildiği gibi bu eşsiz sözde yer alan “gönülden” kasıt, insanın sevgi duyduğu, sevdalandığı kişidir. “Ot” ise, güzel kadın ya da yakışıklı erkektir.
Çoğu kez hepimizin dikkatini çekmiştir. Bir bakıyorsunuz, gözlerinizi üzerinden alamadığınız çok güzel bir kadın, yanında ise soytarı tipli/kılıklı bir herif. Allah Allah diyorsunuz, ya da demiyorsunuz…
Nasıl oluyor bu işler diye düşünürken, kafanızı bir çeviriyorsunuz bu seferde tam tersi bir manzara…Bu seferde çocuk filinta, hatun akıllara zarar(!)
Biliyorum, diyeceksiniz ki işin içine kariyer, şöhret, para ve fikr-i uyum girmiştir. O yüzden bu tip tenakuzlarla karşılaşıyoruz.
Size katılıyorum. Ancak benim şimdi değineceğim hususta “ceteris paribus” tur. Yani para, kariyer, şöhret gibi öğeler sabit tutulacaktır. Tamamen vücut kimyası, cinsellik ve beğeni üzerine kurulu bir yorum yapacağız. Bunun içinde, bir deneyden bahsedeceğim sizlere.
Bu deneyde, 1 bay ve 5 bayan denek var. Bay, deney süresi boyunca, beş bayanı da hiç görmüyor. Deneyin sonuna kadar bu bayanları görmesi engelleniyor. Bayanların her birine, birer adet tişört (t-shirt) ve iç çamaşırı dağıtılıyor. Bayanlar bu giysileri 1 hafta üzerlerinden hiç çıkarmıyorlar ve bir haftanın sonunda tenlerinin kokusu giysilere iyice nüfuz ediyor. Ancak parfüm ya da başkaca kokulu bir kimyasal solüsyon kullanmaları da, kesinlikle yasaklanıyor.
Bir hafta sonunda, tüm bayanlardan, başta dağıtılan giysileri çıkarmaları isteniyor. Hepsinin üzerine, karışmasın diye kime ait olduğuna dair, isimlerin baş harfleri yazılıyor. Ve bayımız çağrılıyor.
Sırayla ve dikkatle tüm t-shirt’leri burnuna doğru götürüp, içine sindirerek koklaması isteniyor.
Bayımız bu isteği yerine getiriyor ve bu uygulamayı tüm giysilere uyguluyor. Sonda da, en beğendiği kokuya sahip giysiyi seçmesi isteniyor.
O da seçiyor. Beş adet giysiden birini “favori” olarak gösteriyor. Çamaşırın arkasında ise bayanın isminin baş harfi var.
Ve final ; beş bayan da, bayımızın görmesi ve en beğendiğini seçmesi için çağrılıyor.
Sonuç tahmin ettiğiniz gibi…
Deneğimiz, “üzerine sinmiş ten kokusundan dolayı” tercih ettiği çamaşırın sahibi bayanı görür görmez beğeniyor…Onu seçiyor.
Yani mesele sadece dış görünüş meselesi falan değil. O meşhur vücut kimyası denilen şey, ten uyumu denilen şey olayı nihayetlendiriyor. Bilim bu işe ne mi diyor ?
Son yüzyılın en zeki insanlarından biri olan, bir kimya profesörünün de dediği gibi : “hayatın bizzat kendisi kimyadır.”

Selâmetle...
3 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...