Ana içeriğe atla

NE DİYEYİM BİLMEM Kİ ?

Değinmeyecektim...
Çünkü bu weblogda siyasi içerikli yazı olsun istemiyorum. Ama; bugün Deniz’lerin idamının otuzdördüncü yılı.
Elbette ki çok iyi biliyorum. Ama yine de değinmeyecektim...

Kabataş’tan sınıf arkadaşım Çavlan Erdoğan’ın da aynı zamanda babası olan, bir dönemlerin meşhur avukatı Mükerrem Erdoğan’da Deniz’lerin avukatıydı o dönem. ( Bay Pipo’ da bahsedilir)
Yani yıllardır zaten enine boyuna inceleme fırsatım olmuştu bu konuyu…
Ama yine de bahsetmeyecektim, bu konuyla ilgili yazmayacaktım.
Ama yazdım.
Sebep ?
Hayat garip bir denklem.
Kimse çözememişki.
Bundan onyedi yıl önce bir kitap okumuştum.
Kitabın adı “Gülünün Solduğu Akşam”dı.
Yazarı Erdal Öz’dü…
Halit Çelenk’in “İdam Gecesi Anıları” nın aksine, işin hukuki kısmıyla değil, duygusal kısmıyla ilişkilendirilerek yazılmış bir eserdi. Deniz’leri ve darağacına giden süreci anlatıyordu kitap…
Ne diyeceğimi bilemiyorum, parmaklarım klavyenin ucunda bir gidip bir geliyor.
Beni şaşırtan bu garip tesadüf müdür ?
Ya da bugüne kadar kafamda kurduğum iki bilinmeyenli tesadüfe üçüncü bir bilinmeyenin karışmış olmasının kafamda yarattığı karışıklık mı onu da bilmiyorum.
Kelimeler de karıştı biliyorum. Ama özellikle arkama bakmadan yazacağım şimdi.
Hep derdimki, Denizler 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan sabah idam edildiler.
Sonra da eklerdim, ideolojisi uğruna öldükleri adam olan Karl Marx’da 5 Mayıs’ da doğmuştu…
Birinin doğum günü diğerlerinin ölüm günü olmuştu.
Bu satırları yazdığımda tarih, altımayısikibinaltı ve saatde yirmibirotuzaltıdır.
Bilgisayarımın sağ alt köşesine Hürriyet Haber Alarmı’ndan 4-5 dk.önce gelen son dakika haberi kanımı dondurdu .
Yayın akışımı değiştiriyor ve araya bu yazıyı koyma ihtiyacı duyuyorum kendiliğinden. Yoksa bugünkü yazımız aşağıda gördüğünüz gibi “AŞK (I)” olarak sabah yayınlanmıştı…
İlk anın şaşırmışlığı da olabilir.
Erdal Öz’ü, Deniz’ler hakkında yazdığı o meşhur ve insanı hüzünlendiren “Gülünün Solduğu Akşam” kitabıyla tanımıştım ilk kez.
6 Mayıs 2006 saat 21:33’ da tarafıma ulaşan son dakika haberi ise şöyle :
-Can Yayınları'nın kurucusu, romancı, öykücü, edebiyat adamı Erdal Öz, uzun süredir tedavi gördüğü hastanede, saat 17.22'de vefat etti.-
…………………………………
Ben gidiyorum arkadaş,
Bu oyunu sevmedim,
Mızıkçılık yapıyorum yani.
Hani gomonistlikle ilgisi yok meselenin,
Doğum,ölüm, bir daha ölüm triosu biraz bulandırdı zihnimi.
O kadar…
Hazır merdivenlerde var…
Sonuna kadar açıyorum sesini.
Led Zeppelin.
Stairway To Heaven… 6 Mayıs 2006 yeniköy

Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …