Ana içeriğe atla

S A R K A Ç


Hepimizin ilgi alanları farklıdır. Zevk aldığımız şeyler de farklıdır. Ancak bazı insanlar “abartırlar”. Bazı konularda o kadar ileriye giderler ki bundan başta kendileri sonra da çevreleri zarar görmeye başlar.
Adam içki içiyordur. Ayda yılda bir, dost sohbetlerinde falan…
Ancak bunu her akşam yapmaya başladığında ortada bir zafiyet sorunu olduğu bellidir. Evet bu kişinin alkole karşı zaafı olduğunu söylemek hiç de zor değildir. Sadece alkol de değil…Paraya çok düşkündür mesela, zaafı vardır,
soygun bile yapar...
Kadın düşkünü ya da erkek düşkünü olanlar da vardır.
Adam evlenmiş barklanmış. Ancak gözü hala dışarıda. Utanmadan başka kadınlara bakıyor. Ve hatta bir kadın değil birden fazla kadınla beraber oluyor. Ona sorsanız kendince bin bir türlü mazeret üretecek ve neredeyse kendisini haklı da çıkaracaktır. Ancak belli ki ortada bir
ahlâk sorunu ya da kadın zafiyeti vardır.
Hele birden fazla kadınla birlikte ise, kesin olarak kadınlara karşı zafiyeti olduğunu söyleyebiliriz.
Kumar zafiyeti ise eski tabirle “ocak söndürür”.
Çünkü doğrudan kişinin kesesine girmiştir o yabancı el…Bir gecede servetini kaybettiği ve kumar zafiyetine karşı koyamadığı için intihar edenlerin olduğu insan manzaralarını çok seyrettik bu ülkede…
Görüldüğü gibi zafiyete genelde olumsuz bir anlam yüklemişizdir. Hatta zafiyetten ilk anda anlaşılan hep bu “menfi” durumdur.
Ancak bir zafiyet vardır ki faydalı bir zafiyettir. O da entelektüel zafiyettir. Böyle bir zafiyeti olan kişiler, sürekli fikir meseleleriyle ilgilenmeye, düşünce üretmeye çalışırlar.
Özgün düşünceler fabrikasının, doğuştan kalifiye işçileridir bu tipler…
Neredeyse bir bibliyoman kadar kitap tutkunudurlar da aynı zamanda...
Sürekli tez ve antitez üretirler…
Konu ayırmazlar…
Karşı olsalar bile zıt fikirleri dinlemekten büyük keyif alırlar, çünkü her an “belki yeni bir şey öğrenirim” in heyecanı vardır içlerinde…
Tarihi de, yakın tarihi de merak ederler…
Araştırırlar…
Yaratıcı ve yenilikçi her türlü düşünceye açıktırlar…
Bunun için ille de goşist olmalarına da gerek yoktur. Tanıdığım çok sayıda entelektüel zafiyeti olan konservatif yazar da vardır…
Entelektüel zafiyeti olan kişilerden faydalanmanın yolu tektir.
Varsa yazdıklarını “okuyarak” incelemek, yoksa sohbetlerine “katılarak” iştirak etmektir.
Eğer entelektüel zafiyeti olan birisinin yazılarını okuyor ve okumaktan da keyif alıyorsanız, ne mutlu ki siz de “kabul etmeseniz de” entelektüel zafiyeti olan birisisinizdir demektir.
Ancak nedense bu tipler, içlerindeki “bu devi” uyandırmaktan sürekli kaçınırlar. Bu işi nasılsa başkaları yapıyor diye düşünürler ve kendilerini zihinsel anlamda işin akışına bırakırlar. Kolaya kaçarlar yani. Bunun için “sarkaca” birisinin dokunması ve “ilk hareketi” başlatması gerekir diye düşünürler.
O
sarkaca dokunacak “el” in, yine kendi “iç” lerinde olduğunu bilmeden. Halbuki ellerine bir kalem alsalar ne güzel şeyler çıkacaktır ortaya….
Bir iki cümle karalasalar…
Ama ertelerler…
Ertelerler…
Ertelerler…
Selâmetle…
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …