Ana içeriğe atla

SENİ SEVİYORUM ?


Geçen sene bu zamanlardı.
İş yerinde bir öğlen arası arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Malum nisan mayıs ayları, gevşer gönül yayları kuralı o zaman da geçerliydi. Yanılmıyorsam, mayıs ya da haziran ayıydı çünkü...
Aşktan, evlilikten, sadakattan, sevgiden, birlikte yaşamaktan söz ediyorduk.
Özellikle “seni seviyorum” lafının her söylendiğinde acaba gerçeği ne kadar yansıttığını da sorguluyorduk.
Aslında hemen hemen herkes çok güzel fikirler koymuştu ortaya.
Herkesin bildiği ama benim kendimce düzenli bir platforma oturttuğum bir konudan, “partneri olan erkeğin tercih sebebi olmasının” sebeplerinden de uzun uzun bahsetmiştik.
Yeri gelmişken, bu, aşk, bağlılık ve sevgi konusunu her zaman diğer konulardan farklı görürüm. Çünkü insanların bu konularla ilgili fikirlerini, doğrudan ilişki içinde olduğu kişiyle arasındaki elektrik sinyallerinin belirlediğine inanırım.
Bir kadınsanız eğer, erkeğinize yaklaşımınız,ya da bir erkekseniz kadınınıza yaklaşımınız her ne kadar kişisel fikirlerinize bağlıysa da, karşı tarafın “kim olduğu” da bu yaklaşımınızı belirlemede oldukça etkindir.
Herhangi bir konuda görüşleriniz ve davranış biçimleriniz genel olarak hep aynı olsa da,karşı cinsle ve özellikle eşinizle ilişkilerinizi belirleyen, aslında öyle rijit ve statükocu davranışlar değildir.
Değişkendir.
Çünkü muhatap aldığınız insandır ve her insanın beklentileri ya da tahammül gösterebildikleri aynı değildir. Bir ilişkide yaşadığınız ve yaptığınız herhangi bir davranışı, sonraki bir ilişkinizde yaptığınızda, bu aksiyonlarınıza çok farklı reaksiyonlar alabileceğinizi hatırlayın.
Bir den çok ilişki yaşayanlar bilirler.
A’ya davrandığım gibi B’ye davransaydım…şeklindeki serzenişlerinizi hatırlayın.
Neyse bu kadın erkek ilişkileri hakkındaki analizlerimizi bir kenara bırakalım. Çünkü oldum olası bu konuyu fasid bir daireye, felsefe tarihindeki binlerce yıldır tartışılan ve sonuç alınamayan (!) idealizm mi, materyalizm mi tartışmalarına benzetirim. Yani tavuk yumurta, yumurta tavuk hikayesiyle aynıdır.
Geçen yıl arkadaşlarla yaptığımız sohbete dönüyorum. Orada sadakatten falan bahsederken şöyle demiştim:
“Birbirine “seni seviyorum” demeyen çift yok gibidir. Doğrudur, elbette inanıyorlar ve söylüyorlardır. Ancak benim acı eşiği yüksek gelebilecek bir sorum var ; -böbreğinizi verebilir misiniz ?...
Anlaşılmayacak bir şey yok. Sevdiğinizi söylediğiniz, seni seviyorum dediğiniz kişi, ihtiyaç duyduğunda, ona böbreğinizi verebilir misiniz ?
Dedim ya, acı eşiği yüksek bir soru olabilir. Olsun !
Aslında evli çiftlere sorulabilecek güzel bir soru.
Bu konu nereden mi çıktı ?

Bir haber.
Eski Türkiye güzeli Merve İldeniz, böbrek yetmezliğinden ameliyat olacak eşine, “eğer annesinin böbreği uyum sağlamazsa” kendi böbreğini verecekmiş.
Yani önce Merve İldeniz’in eşinin annesi, oğluna kendi böbreğini vermek suretiyle böbrek nakli yapılmasına olanak sağlayacak. Ameliyat başarılı olmaz da annesinin böbreği oğluna uyum sağlamazsa, Merve İldeniz kendi böbreğini verecekmiş.
Sanki bir yıl sonra sohbetimizdeki aşk testimiz hayat buluyordu…
Merve İldeniz, seni tüm kalbimle yanaklarından öpüyor, bu aslında “olması gereken” ama “görmeye susadığımız” örnek güzel manzara içinde teşekkür ediyorum.
Allah sana, eşine ve çocuğuna uzun ömürler versin ve umuyorum ameliyat da başarılı geçsin…
Selâmetle…

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...