Ana içeriğe atla

SİNEMA


Artık vâkti geldi.
Günlerdir, işyerinde “Şaaakiiirr” dedikçe coşuyor, coştukça “Şakkirrr” diyoruz.
İlyas Salman ile Şener Şen’in başrollerde olduğu, her konu açıldığında, neredeyse işimize konsantre olmamızı engelleyecek kadar bizi güldüren, özgün film müziği Cahit Berkay ' a ait olan, “Çiçek Abbas” filminden bahsediyorum.
Neredeyse hepimiz seyretmişizdir Sinan Çetin’in ilk yönetmenlik yaptığı bu filmi…
1982 yapımı.
Televizyonlarda izlerken de büyük keyifle izlemiştim. Benim gönlümde oskar kazanmış bir filmdi “Çiçek Abbas”…
Haftalardır süren arama çalışmaları sonunda da filmin cd’ sine ulaştık.
Ayşen Gruda’ nın “Benim abim Ceyar” deyişleri, Şakir’ in ( Şener Şen’in) filmin başından sonuna kadar başarıyla karakterize ettiği bitirim ayakları…
“Çiçek Abbas izleyesim geldi” dersem hiç de abartmamış olurum.
Hazır yeri gelmişken de, filmin üzerimde bıraktığı bir intiba ile ilgili de birkaç şey bahsetmek istiyorum.
Aslında tam olarak da Çiçek Abbas filmi ile ilgili değil bahsedeceklerim…
Daha çok 70’lerin birinci yarısından başlayıp,
80’ lerin sonlarına kadar çekilmiş Türk komedi filmleriyle ilgili…
Birkaçı mesela;
Tosun Paşa 1976 ( Daver Bey, Tellioğulları, Seferoğulları, Lütfücüm…)



Çöpçüler Kralı 1977, ( Ş.Şen, orada da zabıta Şakir rolünde, ölümsüz Kemal Sunal ile birlikte)
Aslan Bacanak 1977, (M. Akpınar, mahallenin kabadayısı Halim Abi rolünde)

Neşeli Günler 1978, (turşucu Münir Özkul, Adile Naşit ve final sahnesinde büyük oyuncu İhsan Yüce’nin elinde içki şişesiyle salona gelişi, Ziya rolünde Şener Şen)

Unutmayalım ki dünyanın en iyi 30 komedi filmi arasında iki tane Türk filmi var. Dünya üçüncüsü
Hababam Sınıfı ( 1975 ) ve dünya onsekizincisi Tosun Paşa (1976).
Birkaç istisnası dışında, 90’ lar sonrası çekilmiş hiçbir komedi filmi o lezzeti vermiyor bana. Sadece bana özgü mü diye düşünüp, yakın çevreme sorduğumda onlardan da aynı cevabı alıyorum…
Örneğin Hababam Sınıfının son versiyonunu izlediğimde, sanki gülmeye zorlamıştım kendimi…
Nasılsa bir komedi filmi seyrediyorum, gülmeliyim şeklinde kodladığım için kendimi, belki de mecburen gülüyordum.
Ama kesin olan ikinci bir kez izleme ihtiyacı hissetmediğimdi bu filmleri...
Sanki
ismini koyamadığım bir sunilik, yapmacıklık var bu yeni çevrilen komedi filmlerinde…
Ve hatta açıklaması güç biliyorum ama, eski çekimlerinde oynayan, aynı başrol oyuncularını ilerlemiş yaşlarında tekrar aynı rollerde bu filmlerde izlesem ( -ki izledim ) yine de aynı lezzeti vermiyor…
Halit Akçatepe, yeni dönem Hababam Sınıfı çekimlerinde örneğin o kadar da güldürmemişti beni.

Zeki Alasya, Metin Akpınar ve hatta Kemal Sunal’ın son dönem filmlerinde de durum hep aynı…
Yaşlandıkları için mi diye düşünüyorum, tam de cevap veremiyorum.
Yani bahsettiğim şey, anılan sanatçıların kalitesiyle ilgili değil. Çünkü hepsi olağanüstü yetenekli ve bir o kadar da sempatiyle baktığım insanlar…
Başka bir şey var.
Eski Türk Filmlerinde, özellikle komedi filmlerinde olan ve gülmekten yerlere yatıran…
Sanki daha doğal, daha gerçekçi, daha komik…
Atmosferi de çok farklı.
Çiçek Abbas işte bu yüzden beni çok güldürüyor…
Sadece :
-Şakkkirrr’ e çay yook !
-Ne demek lan Şakirr ? repliği için bile değer…
Pazar yazıları uzun olabilir, daha kısa bir yazımızda görüşmek üzere.

Hayırlı pazarlar efendim…
Selâmetle…
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…