Ana içeriğe atla

YANLIŞ ATA OYNAMAK


Bir dönem borsa ile ilgilenmiştim.
Artık ilgilenmiyorum. Ayrıca menkul kıymetler borsasıyla ilgili fikirlerim de oldukça değişti.
Özellikle, hükümetlerin ekonomi politikası kararlarıyla ilişkilendirilmeden yapılan portföy yönetimlerinin, bir süre sonra yatırımcılara faydadan çok zarar getirdiğine çok şahit oldum...
Ayrıca bu şekilde yapılan aksiyon (hisse senedi) tercihlerini, at yarışı oynamakla eş değer olarak görürüm.
Bir at yarışında da kaybetmenin altın koşulu, yanlış ata oynamaktır.
Günlük yaşantımızda da yanlış ata oynadığımız çok olmuştur. Böyle durumlarda hayatımız doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmiştir.
İş, eş, arkadaş seçimlerinde durum hep aynıdır.
Değişmez.
Üzücü olan nedir biliyor musunuz ?
Yanlış ata oynadığınızın sizin tarafınızdan geç fark edilmesidir.
Peki sadece bu mu ?
Hayır.
Üzücü olan sadece bu da değildir.
Hepimiz hayatımızın bir döneminde yanlış ata mutlaka oynamışızdır.
Geç fark etmiş olsak da...
Asıl kötü olan, bu durumu bize, seçim alternatiflerimizden “seçmediğimizin” hatırlatmasıdır.
Yani;
Genç adam nişanlanmak için, kendisini çok seven kızı bırakıp bir diğerini tercih etmiş olsun.
Daha sonra da genç adamın çok sevdiği nişanlısı, genç adama ihanet etmiş olsun.
Bu durumda genç adam için en büyük darbe yaşadığı ihanet midir sizce ?
Evet görünürde en büyük darbeyi nişanlısından yemiş ve yıkılmıştır.
Ancak daha acı olanı nişanlısını seçmekle “yanlış ata oynadığının”, kendisine “tercih etmediği” tarafından hatırlatılması olmuştur. Diğer kız tarafından yani...
Dedim ya, iş, eş, arkadaş seçiminde de durum hep aynıdır değişmez diye...
O zaman ne yapmalı ?
Yanlış ata oynamamalı.
Hem bu sihirli cümleyi çok seviyorum.
Her ne kadar "bize söylenmesi" çok acı da olsa, "bizim söylememiz " oldukça keyif vericidir...
“Yanlış ata oynadın !”
Bir film repliği gibi tahayyül edildiğinde verdiği heyecan daha da artıyor...
“Yanlış ata oynadın !” diyebilen artık kazanmıştır ve güçlü olandır...
Selâmetle...
4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …