Ana içeriğe atla

ATEİZM ( II )

Sürekli duyarız.
Eski çağlarda suya, ateşe ve sair doğa güçlerine tapan insanoğlundan bahsedilir durulur.
Bu bir tesadüf değildir.
Çünkü kalpleri mühürlenmiş olan istisnalar hariç, yüce yaratıcıya inanma, insanoğlunun bir ihtiyacıdır.
Su, hava, ekmek gibi...
Ateizm konusuna girmeden önce, kelimenin etimolojisine yüzeysel olarak değinelim.
Ateizm kelimesi de aslında başına 'a' harfi almış diğer bazı kelimelerden farklı değildir.
Sosyal olmayan bir insanı tanımlamak için nasıl ki a sosyal, sıradan ve tipik olmayan birini tanımlamak için nasıl ki a tipik kelimelerini kullanıyorsak, Allah’ın varlığını inkâr eden birisini tanımlamak için de,

a teist ifadesini kullanırız.
Yani teist olmayan kişiye ateist denir.
O zaman teist ne demektir ?
Yeryüzünü ve canlıları yaratan mutlak bir gücün olduğuna yani Allah’ın var olduğuna inanan kimseye teist denir. Temelinde İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudiliğin yani tüm semavi dinlerin savunduğu bir düşünce sistemidir teizm...
Her ne kadar yazımızın, ağırlıklı olarak ateizme ilişkin diyalektik bir 'Türkiye Okuması' olduğunu söylemiş isek de, evrensel ölçülerde ateizmden bahsetmeden edemeyeceğiz.
Evrensel ölçülerde ateizmi üçe ayırıyoruz.

1.Spontane Ateizm


2.İdeolojik Faktörlerin Etkisinde Gelişen Felsefi Ateizm

3.Sosyolojik Faktörlerin Etkisinde Gelişen Patolojik (hastalıklı) Ateizm

Açalım.

1. Spontane Ateizm ( Kendiliğinden Ateizm ):

Bu birinci tip ateizm, daha sonra değineceğim iki ateizm türünden çok farklıdır. Çünkü spontane ateist birisi, adı üzerinde kendiliğinden ateisttir.
Herhangi bir şekilde, bir dış uyaranın etkisi ya da telkini altında kalmamıştır.
Kendini bilmeye başladığı andan itibaren, belki de içindeki kibir ve isyan duygusunun da tetiklemesiyle, yüce yaratıcıyı red etmiştir.
Elbette ki kişinin dünya görüşünü belirlemesinde ailesi, sosyal çevresi ve diğer faktörler etki edecektir.
Ancak altını çizmek istediğimiz nokta, spontane ateistlerin bu tercihi yapmalarındaki lokomotif gücün, yine kendi içlerinde olmasıdır.
Bu kişiler, doğrudan hiçbir etki olmadan ateizmi seçmişlerdir.
Tanrı tanımazlık ile ilgili bir kitap okuyarak da bu noktaya varmış olabilirler ancak, genel itibariyle, tanrı tanımazlığı seçmelerinde dış etkenler çok da etkili olmamıştır.

Hani o kitabı okumasalar, ya da o kişiyle görüşmemiş olsalar da, ileride lüzumsuz bir isyan duygusuyla bu yadsıma (inkâr ) kaçınılmaz olacaktır...
Etki, dolaysız faktörlerin dayatmasıyla, büyük ölçüde spontane gelişmiştir, doğrudandır ve kişinin içinden gelmiştir.
Tekrarda fayda var.
Tanrı tanımazlık onun fıtratında, mühür ise kalbindedir.
Varlığındadır.
Ruhunda, yaşamındadır.
Mizaç özellikleri itibariyle, siyasal bir otoriteyi ya da başka bir deyişle, gerektiğinde siyasal bir ideolojiyi de red edebilir bu kişiler. Örneğin böyle bir kişi marxist (komünist) değildir, aksine azılı bir kapitalisttir ancak buna rağmen yani komünist olmamasına rağmen ateizmi tercih etmiştir. Tanrı tanımazlıkları her hangi bir siyasal ideoloji adına ya da birilerine taklit edip marjinal görünmek için değildir derken kastedilen budur.
O zaman bahsettiğimiz bu spontane ateistleri diğer ateistlerden, hangi kriterleri esas alarak ayırmalıyız ?
Bu da sonraki yazımızda...
Selâmetle...

7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…