Ana içeriğe atla

BANKNOTTAKİ SIFIRLAR VE YAŞAMDAN DAKİKALAR

Bir çok filmde alışık olduğumuz bir sahnedir.
Ev sahibi evini satmak istemez.
Perili köşk diye adını çıkarırlar evin. Ev hakkında türlü türlü dedikodular yayarlar yani...
Yıkık dökük denir.
Harabe denir.
Yalandır !
Yanlıştır !
Gerçeği yansıtmaz bu dedikodular.
Sadece gözünü para hırsı bürümüş kitapsız bir müteaahhitin, kalın beton direkler diktikçe ulaşacağı sanal orgazma çanak tutar bu yalanlar.
Başka bir boka yaramaz yani.
Ama filmi izleyen bizler biliriz ki, ev sahibinin ya annesinden, ya babasından kalmıştır o ev...
Baba yadigârıdır yani.
Çocukluğu, gençliği, özlemleri, hayalleri o evde geçmiştir...
Hayatı o evde anlamış, o evde tanımıştır.
En mutlu günlerini de, en kederli anlarını da o evde geçirmiştir...
Mesela merdivenlerinden inerken, ya da bir odasına girdiğinde hatıraları canlanır.
Gözleri dolar.
Tutamaz kendini...
Bunu o filmin kötü adamı paragöz müteahhite anlatamaz bir türlü.
Tıpkı çizgi film karakterlerinin göz bebeklerinde görmeye alışık olduğumuz Amerikan Dolarının o meşhur sembolü, onun da gözbebeklerinin merkezine yerleşmiştir çünkü...
23 Haziran 2006 tarihli Hıncal Uluç’un Sabah gazetesinde yayınlanan yazısından bir kesit aktarıyorum sizlere :
Boğaz'ın en güzel yerinde, Kabataş Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi var. Oysa bu yerler gene o okulların vakıflarına ait olmak üzere, beş yıldızlı de luxe otellere çevrilse.. O gelirle kent sınırları dışında muhteşem kampüsler yapılsa, burslar verilse, hem okullara, hem ülkeye daha büyük yarar sağlanmaz mı?..
Kabataş Lisesi'ne her gidişte içim sızlıyor.. Köhne, tamiri imkânsız, fare yuvası, yürüdükçe gıcırdayan, durduk yerde hayalet sesler çıkaran ahşap bir yapı.. Dökülüyor.. Yazık değil mi?.
Okulumuz
köhne değildir !
Tamiri imkânsız hiç değildir !
Çünkü tamir edilecek bir yeri yok !
Fare yuvası
değil , bilim yuvasıdır.
Yürüdükçe gıcırdayan da değildir !
Hayalet sesler çıkaran bir
ahşap yapıda değildir !
Dökülmüyor da !
Bunlar kamuoyunu yanlış yönlendirme amacıyla yapılmış bilinçli ve sistemli beyanatlardır...
Yoksa, hayatımda gördüğüm örneğin en kalın duvarlara sahip tamamı
betonarme olan bu yapıyı, ahşap olarak yansıtmanın nihai gayesi ne olabilir ki ?
Ve daha bir çok olmayan şeyi varmış gibi göstermenin ?...
Para...Sistem...Rant...Menfaat...Düzen !
Artık
birileri için görev vakti...
Böyle taleplere bir son verilmeli !
Hıncal Uluç’un
yazısındaki bir ifadesine yürekten katılıyorum...
Yazık değil mi ? diye sormuş.
Yazık hem de çok yazık !
O kadar ki :
Yazıklar olsun !........
Selâmetle...
Posted by Picasa
post scriptum : *Geçen aylarda bir akşam Cengiz' i aradığımda, 'üstad yaşamdan dakikaları seyretmiyor musun sen ?' diye sormuştu. Aaa, hemen abi deyip, programı açmıştım. Ancak Hıncal Uluç'un yazısından sonra, yaşam belirtileri kalmadığından, artık yaşamdan dakikaları seyretmeyeceğim ve seyrettirmeyeceğim.
*Bugünkü yazımı Hıncal Uluç'a e-mail olarak gönderiyorum...Umarım gelir okulumuzu ziyaret eder, tüm sınıfları gezer, örneğin 1989 yılında 1-H olarak eğitim veren sınıfa gider ve neredeyse 1 metre kalınlığındaki beton duvar blokları (ahşap !?!=) görür ve konuyla ilgili görüşleri değişir.
*Kabataş'lı arkadaşlar, forum sayfamızda görüşlerinizi dile getirmeye devam ediniz. Ancak orada da söyledim, şimdi de söylüyorum. Lütfen adı geçen yazara hakaret etmeyiniz. Hem bize, hem de geleneğimize yakışmaz.
26 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...