Ana içeriğe atla

BUHRAN ( II )

Haberleri seyrediyoruz.
Ceza ve tutukevlerine ait araç adliyenin önüne yanaşıyor.

Jandarmaların arasında, elleri kelepçeli şekilde adliyeye sevk edilen zanlılara karşı yurdum insanı saldırıya geçiyor.
Hem de cezalandırıcı sıfatıyla.
Aslında sadece linç girişimleri ile ilgili haberlerde değil izlediklerimiz. Diğer toplumsal olaylarda da durum değişmiyor.
Ülkede lüzumsuz reaksiyon verme şeklinde gelişmiş genel bir eğilim var. Bu hayatın yaşandığı her yer ve her alanda rahatlıkla gözlemlenebiliyor. Bir aksiyon mu var ?
Yurdum insanı hemen tepkisini veriyor. Ani bir refleksle reaksiyon gösteriyor.
Refleks diyorum çünkü bu tip tepki gösterilerinden bazıları, bir süre sonra, düşünülmeden yapılıyor.
Hepsinde değil belki ama bir çoğunda amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.
Asıl tehlike işte bu noktada…
Ülkede üç ayrı grup safları oluşturuyor.
Birinci gruptan önceki yazımızda bahsetmiştik.
Bunlar, dünya yansa umurlarında olmayan kitle.

Sadece umursamazlıkla da kalmıyorlar. Bir de kendi sıkıntıları yetmiyormuş gibi, ülkenin sıkıntıları ile de ilgili kafa yoran insanları 'lüzumsuz konularla ilgilenmekle' bile itham edebiliyorlar.
Yani hem cahil hem de cüretkârlar…
Eskilerin tabiriyle cehaletten gelen cesaret olabilir.
Hiçbir şeye tepki de vermiyorlar.

Tepki verdikleri tek şey; duyarlı insanların tepkisi…
Diğer grup; toplumsal olaylarda amacını aşar şekilde şiddetle yoğrulmuş tepki veren kitle.
Tepki verdikleri olayın niteliği ya da boyutu onlar için önemli değil.

Daha çok fikri manada bir derinlikleri olmadığından kaynaklanıyor bu tutumları.
Çok basit ve sıradan bir toplumsal olay karşısında bile, inanılmaz bir orantısızlıkla tepki verme durumu var.
Hem de şiddet içeriyor bu tepkiler…
İçi boşaltılmış hak arama bilincinin yaygınlaşması, bu şekil yayınların ekranlarda tekrar tekrar gösterilmesi, bu tip lüzumsuz ve zararlı toplumsal muhalefet figürlerini tetikliyor.
Domino etkisi yaratıyor.

Buna kameraların etkisi de eklenince, onların gözünde vandalizm (yakıp yıkma) 'olması gerekli' bir hâl alıyor.
Son gurup.
Basiretli ve itidalli olan bir o kadar da düşünen kitle.

Tepki vermeleri gerektiğinde bunu hak ve hukuk dairesi içinde ve de profesyonelce yerine getiriyorlar.
Kimseye saldırmıyor, kimseyi incitmiyorlar
mesela
Bunun sebebi ise zihinsel zenginlikleri ve muhalefet ettikleri konuyla ilgili sahip oldukları teorik cephanelikleri…
Bu guruba giren insanlar okuyor, bakıyor ve düşünüyor.
Karşılaştırıyor…
Çıtayı da yüksek tutuyor.
Siz bu satırları okuyan kalitenin yanında olanlar, okuyup bakmalarınızın ve düşünmelerinizin devamını diliyorum…
Düşünceyi değil, düşünmeyi bilenlere.
Selâmetle…
17 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …