Ana içeriğe atla

EĞİTİM ŞART

Cem Yılmaz’ın meşhur reklam filmi hafızalarınızdadır. Hâlen yayında mıdır ?
Bilemem.
Hani korsan gıda maddesi imâl ederken yakalandığı reklam filmi.
Sonra polis baskını.
Merkeze götürülürken polis otosunda kullandığı o insanı güldüren akıllardan çıkmayan repliği : ‘Eğitim Şart !’
Usülsüz bir eylem ya da işlem yapıldığını gördüğümüzde, suçluyu bulmuşuzdur.
Eğitim.
Yani eğitimsizlik.
Gecekondusuna kaçak elektrik çeken birisini fark ettik.
Cezai işlemler yapıla dursun, yaygın ve oldukça da tutmuş bir eleştiri şeklidir :
-‘Efendim, eğitim şart bu ülkeye !’
Mesela ülkenin periferisindeki (varoş/banliyo/taşra) bir gecekonduda kaçak elektrik kullanıldığı tespit edildiğinde, kelli felli bakanlar hemen kameraların karşısına çıkarlar.
Halkın bilinçlendirilmesi gerektiğinden, kaçak elektrik kullanımının bu yıl bilmem kaç yüzbin kilowat saat olduğundan dem vururlar.
Kitlelerin eğitilerek, bunun ülke ekonomisine getirdiği zararların anlatılması gerektiğini söyler dururlar.
Söylerler de, örneğin bir elektrik santrali ile ilgili enerji ihalesi söz konusu olduğunda, ‘eğitim şart’ teranesi burada zikredilmez.
Çünkü asıl mesele eğitim falan değildir.
Herkesin bir fiyatı olduğu gerçeği ile ilgilidir.
Oportünizmin (fırsatçılık) niceliği ile ilgilidir.
Kimin neye ne şekilde tenezzül edeceği ile ilgilidir.
Düşününüz lütfen.
Kaçak elektrik kullanan ile enerji ihalesinde yolsuzluk yapanın arasında etik (ahlaki) açıdan bir fark var mıdır yok mudur ?
Peki neden birinde ‘eğitim şart’ martavalına maruz kalırız da, diğerinde işin bu kısmından hiç bahsedilmez ?
Çünkü her zaman dediğimiz gibi:
Bu ülkeyi en iyi soyanlar, en iyi eğitilenlerdir de aynı zamanda.
Ne bileyim, örneğin Engin Civan, Boğaziçi Üniversitesi mezunuydu...
Politikacılara ve bakanlara hiç girmeyeceğim yoksa işin içinden çıkamam !
Bir de güzel isim bulmuşlar:
‘Nitelikli dolandırıcılık !’
Efendiler !
Dolandırıcılığın niteliklisi (kaliteli / vasıflı ) mi olurmuş ?
Yok olur diye iddia ederseniz, bunun temelinde ‘eğitim’ olduğu gerçeğini de göz ardı edemezsiniz.
Eğitilmemiş bir insan nasıl vasıflı bir dolandırıcı olabilir ?
Olamaz.
Eğitemediğiniz adamların yaptıkları dolandırıcılıklar da, niteliksiz (kalitesiz/vasıfsız) olarak ortada kalır.
Zaten Türk Ceza Kanunu’ na eklenen bilişim suçları adlı maddeler de , aslında bu ‘eğitim şart’ hikayesini başlı başına çürütüyor.
Çünkü bilişim suçları ekseriyetle eğitilmişler içindir...
Hacı Şevko Ağalar için değil !
Selâmetle...
Posted by Picasa
16 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...