Ana içeriğe atla

KARİYER PLANLAMASI YA DA EKMEK YOKSA PASTA YESİNLER

Bugün iki milyona yakın genç beklenen sınava girecek.
Amaç belli, üniversiteli olmak.
Önceki aylarda yayınladığımız beş günlük yazı dizimizde, ülkemizdeki yüksek öğrenimi, yani üniversitelerdeki eğitimi makroskop altına aldığımız için, bugün o hususlara hiç değinmeyeceğim.
Ancak bütün ekonomilerin temel sorunu olan ve bir ekonomik modelin başarılı olup olmadığının neredeyse en önemli parametresinden biri olan işsizlik konusuna da değinmeden geçemeyeceğim.
Bir ekonomide, cari ücret düzeyinden iş bulabilenlerin sayısının fazla olması o ekonomik modelin başarısını gösterir.
Türkiye’de eldeki son veriler, işsizlik oranın % 12 olduğunu gösteriyor.
Bana göre ise asıl sorun Türkiye’de ki işsizlerin sayısı ya da oranı değildir.
Bu sayının her geçen yıl üstel bir fonksiyon gibi hızla artmasıdır tehlikeli olan.
Sevindiğim husus ise, bugün sınava girecek gençlerin çoğunluğunun Türkiye’nin bu gerçeklerinden biraz da habersiz olmalarıdır.
Ya da haberleri olsa da, henüz meselenin ciddiyetini haklı olarak tam kavrayamamış olmalarıdır.
Bu gerçeklerden kısmen haberli olmaları beni sevindiriyor.
Çünkü şu an bizlerin bildiği ve gördüğü bazı gerçekleri bilseler, kim bilir belki daha sınava hazırlık aşamasında bir demoralizasyon yaşayacaklar ve bu durum daha baştan onları başarısızlığa sevk edecektir.
İki milyon gençten İstanbul, Ankara ve İzmir’deki kaliteli üniversitelerin, prestijli bölümlerine kaç tanesi girebilecek ki ?
Ama her şeye rağmen okumak ve de okumak zorundalar.
İşsizlik bu şekilde ortalığı kasıp kavurmaya devam ede dursun, gözüme çarpan ve neremle güleceğimi şaşırdığım haberler okuyorum bazı web sitelerinde ve sair yayın organlarında…
Kariyer planlamasından bahsediliyor.
Kariyer planlamasını küçümseyecek halim yok elbette.
Keşke tüm gençlerimiz değil mezun olduktan sonra, daha üniversitede iken bu plan doğrultusunda hareket etseler ve hedeflerini belirleseler…
Planlarını yapsalar…
Ancak kariyer planlamasından bahsedenler, sanki bu ülkede yaşamıyor ve işsizlik sorununun geldiği boyutu bilmiyorlarmış gibi konuşuyorlar.
Kariyer planlaması mutlaka olması gereken ve hatta olmazsa olmaz bir kavram.
Ancak her şeyden önce, bu gençlerin kariyerlerini planlayabilmeleri için, bu planı uygulayabilecekleri bir ' iş ' bulmaları gerekmektedir.
Çalışacak iş yoksa hangi iş de yapılacak bir kariyer planından bahsediyoruz o zaman ?
Bu dönem ve önümüzdeki uzunca bir süre için, bu ‘kariyer planlaması’ kavramının, yerini 'istihdam planlaması' gibi farklı bir kavrama bırakması gerektiğini düşünüyorum.
Üniversite mezunlarının asgari ücretle çalışmayı göze aldığı bir ekonomik konjonktürde 'kariyer planlaması' gibi jan janlı kelimeler kullanmak, gerçeklerden uzakta bir yerde yaşamaktan farksızdır.
Ya da millet açlıktan ölürken 'ekmek yoksa pasta yesinler' demekle aynıdır..
Kişisel gelişime, planlamaya, ileriye yönelik hedefler belirlemeye ve uygulamaya geçmeye hiç şüphesiz evet…
Ama herkes çok iyi biliyor ki, tutturulan hedefler, ayakları yere basan hedeflerdir...
Sevgili öğrencilerim, sizlere de başarılar diliyorum...
Selâmetle…
post scriptum : fotoğraf 15.04.2006 cumartesi, ilk ders başlamadan önce çekilmiştir. çocuklar kahavaltılarını ediyorlar...soldan sağa, kadir, çağla, şafak,samet ve eda...
14 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...