Ana içeriğe atla

KUMAR BORCU NAMUS (!) BORCUDUR

Kumar borcu namus borcudur.
Benim sözüm değil elbette. Şimdiye kadar on yüz bin milyonlarca kez duymuşsunuzdur bu sözü.
Cümledeki mesaj gayet net.

Eğer kumar borcun varsa ve ödemezsen namussuzsundur.
Bizim çocukluğumuzda babam, ileride ilgimiz dağılır da merak salarız diye, eve iskambil kağıdı sokmayı yasaklamıştı.
İyi mi yaptı ?
Benim bir şikayetim yok.

Bugün sadece piştiyi bilmek bir zarar getirmiyor ya...
Kumar bir illet.

Sabahattin Ali’nin ünlü romanı 'Kuyucaklı Yusuf’da' Kaymak Bey’in başına gelenler...
Peki ya, Orhan Kemal’in 72.Koğuş’ unda, mahkumlardan Kaptan’ın kumar yüzünden yaşadıkları ve hayatını nasıl da trajik bir şekilde kaybettiği...
Zorla imzalattırılan çekler, senetler, açığa attırılan imzalar...
Kumarda bir gecede her şeyini kaybedenlerden, intihar edenlere kadar... Acıklı tablolar.
Durumu kurtarmak için de uydurulmuş sahte motivasyon cümleleri :
Kumarda kaybeden aşkta kazanır.
İyi o zaman aşkta kaybeden de kumar oynasın.
O da kumarda kazanır o zaman...
Gelelim asıl konuya.
Kumar borcu namus borcu falan değildir.
Bu hikaye, namus konusunda çok hassas olan bu toplumu, en zayıf noktasından yakalama adına birileri tarafından ve muhtemelen planlanmadan spontane (kendiliğinden) olarak uydurulmuştur.
Çünkü, kumarda kazanan kişi, alacağını bir şekilde garanti altına almak zorunda hissetmiştir kendisini...
Hukuk sistemi ona, bu garantiyi sağlamadığı için, toplumun hassas ve bir o kadar da çok mukaddes bir değeri olan 'namus' silahına sarılınmıştır.
Genel ahlaki kurallara göre 'kötü' (kumar) olarak kabul edilen bir alışkanlıktan doğan borç, 'kutsal' bir ahlaki normla (namus) yaptırıma tabii tutulmuştur.
Hukuk sistemi onlara bu garantiyi sağlamaz diyoruz, çünkü örneğin birisiyle kumar oynayın ve ona çok yüklü miktarda ve hatta bir servet değerinde borçlanın.
Sonra mahkemeye düşün.
Hakim size sorsun:
-Doğru mudur, bu adama borcun var mı ?
-Evet hakim bey var.
-Nasıl borçlandın peki ?
-Kumar oynadım ve kaybettim.
Hakim hemen davayı sizin lehinize sonlandıracaktır.
Çünkü Türk Borçlar Kanunu 504. maddesi açıkça diyor ki :
'Kumar borcu alacak hakkı doğurmaz'
İşte alacağınızın kumardan dolayı olması, sizi hukuk sistemi yani yasalar karşısında korumayacaktır.
İşin aslı ve olması gerekeni de zaten budur.
Selâmetle...
14 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...