Ana içeriğe atla

MARJİNAL FAYDA

İktisatçıların su ve ekmek gibi çok sık duyduğu ‘marjinal fayda’ kavramı, bildiğiniz fayda kavramından farklıdır. Klasik anlamda faydanın ne olduğunu zaten hepimiz biliriz. Kullandığımız ürünlerin bizim ihtiyaçlarımızı karşılamadaki yeterliliği ya da hassasiyetini fayda olarak nitelendirebiliriz.
Ancak marjinal fayda bundan farklıdır.
Klasik anlamda bildiğimiz fayda kavramı, kullandığımız bir şeyin tamamı için kullanılırken, marjinal fayda kavramı , tamamı için değil, ‘kullanılan her bir ilave birimi için’ kullanılır.
‘Ben ekonomist değilim, bana ne bundan ?’ demeyin sakın.
Çünkü yazıyı sonuna kadar sabırla sadece bir kez okuyup, örneklerle birlikte anlamını özümsediğinizde, günlük yaşantınızda karşınıza çıkan bazı durumların mikro ekonomik bilimsel analizini de rahatlıkla yapabiliyor olacaksınız.
Marjinal Fayda kavramını anlamanız için, günlük hayattan bulduğum çok basit iki örnek verip konuyu sonlandıracağım.
O kadar.
Örnek 1 : Hafta içi işe gitmek için kalktığınızda süratli hareket edersiniz. 07 : 00 ‘ de uyanmışsınız ve 07 : 30 ‘ da da diyelim ki evden çıkmanız gerekiyordur. Hatta çoğunlukla, kahvaltınızı da yapamaz, dışarıda bir simitle geçiştirmeye çalışırsınız.
Toplam 30 dakikanız vardır ve bu 30 dk.’ dan her biri sizin için çok ama çok önemlidir.
Hiç vaktim yok, hemen çıkmam lazım, acelem var dediğiniz anları hatırlayın. 1 dakikanın bile hesabını yapmaz mısınız ?
Peki , bir cumartesi sabahı da 0 9 : 0 0’ da kalktınız varsayalım. Öğleden sonra arkadaş toplantınız var. Öğlene kadar da hazırlanmak için vaktiniz var
Kahvaltı edeceksinizdir ama kahvaltıyı hiç de öyle süratli hazırlamazsınız.
Cumartesi kahvaltı hazırlamak için kullanacağınız o 1 dk. ile, hafta içi 07 : 00 ile 07:30 arasında kullandığınız 1 dk. aynıdır. Sayısal olarak ikisi de 60 sn. dir yani.
Ancak, hafta içi ihtiyaç duyacağınız ek bir dakikanın sizde yaratacağı toplam fayda etkisi ile, cumartesi günü, zamanınıza eklenecek ‘ek bir dakikanın’ yaratacağı toplam fayda etkisi aynı değildir.
Peki nedir ?
Hafta içi her ‘ilave bir dakikanın’ sizde yaratacağı toplam fayda etkisi daha yüksektir.
Sonuç:
i ) Hafta içi gündüz, zamanın, yani 1 dakikanın marjinal faydası yüksektir.
ii ) Hafta sonu, aynı zamanının yani aynı 1 dakikanın marjinal faydası düşüktür.

Örnek 2 : Ay başı. Maaşınız banka hesabınıza yattı. Keyifler gıcır. Parayı çektiniz. 1.000 YTL cebinizde. Eve gitmek üzere yola koyuldunuz.
O da ne ?
Yerde 10 ytl buldunuz. Sağa sola baktınız sahibi de yok. Çünkü çok işlek bir cadde.
Parayı cebinize koyar ‘kısa günün kârı’ herhalde der, yolunuza koyulursunuz.
Öyle mutluluk sarhoşu falan olmazsınız.
Çünkü cebinizde zaten 1.000 ytl var.
Örneğimizi şimdi de ay sonu için düşünelim. Cepte para bitmiş. 1000 ytl’ den kuruş kalmamış. Ve hatta arkadaşınızdan da son gün için 20 ytl borç almışsınız.
Yolda giderken 10 ytl bulduğunuzu düşünelim. Ne olur ?
Çok ama çok sevinir mutlu olursunuz.
Etekleriniz zil de çalabilir, ağzınız kulaklarınıza da varabilir.
Çünkü ay sonunda bulduğunuz 10 ytl’ nin marjinal faydası, ay başında bulduğunuz 10 ytl’nin marjinal faydasından çok ama çok fazladır. İkisi de aynı paradır, siz de aynı sizsinizdir.
Aslında çok karmaşık ve teknik detayları olan bir konuyu, günlük hayatımızdan iki örnekle geliştirmeye çalıştım.
Hayır ! (illâ da), işime yaramaz diyorsanız, varsa, iktisat fakültesi birinci sınıfta eğitim gören ya da açık öğretimde okuyan tanıdıklarınıza
bu yazımızı mutlaka tavsiye ediniz.
Çünkü bu kavramı anlamaları daha sonra karşılarına çıkabilecek bir çok konuyu anlamalarına yardımcı olacak belki size de teşekkür edeceklerdir. Aaaah, keşke bu konuyu zamanında bize böyle anlatsalardı !
Selâmetle…

p.s.: diğer weblogger arkadaşlar nasıl fotoğraf giriyor anlamadım ama arıza galiba 'bura' kaynaklı?
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...