Ana içeriğe atla

ZAMİR HAYATLAR


Kabul etmek gerekir ki, hepimizde bir miktar anormallik vardır.
Aslında bu insan olmamızın doğal bir sonucudur. Zaten Aristo da bu yüzden 'bir miktar delilik karışmamış mükemmel bir insan ruhu yoktur' dememiş midir ?
Herkes aynı olamayacağı gibi, farklılıklar ve sıra dışılıklarda toplumun bir zenginliğidir.
Kimisi katlanılmaz bir megalo manyak iken, kimisi histeri nöbetleri geçirebilmektedir.
Aslında önemli olan, insanların ruhsal yapılarındaki bu dalgalanmalar değil, bu dalgalanmaların hangi boyutlarda yaşandığıdır.
Kendinizi çok beğenebilirsiniz.
Ancak insanın kendisiyle barışık olması başka, kibirli bir narsist (narkisist) olmak daha başkadır.
Birincisi olması gereken bir durum iken, ikincisi insanlara sadece antipatik ve itici gelecektir.
Kibirli birisi kendisini hayatın, bazen de bulunduğu çevrenin merkezi sayabilecekken, aslında çevresine sürekli olumsuz sinyaller verecektir de farkında olmayacaktır...
Özne olmak, başrolde olmak.
Tercih edilen olmak...
Cümle içindeki özne gibi yaşadığını zannedenler aslında bir zamir olduklarını hiç hatırlamak istemezler.
Hani zamir !
Aklımızda kaldığı kadarıyla, 'kendi başına bir anlamı olmayan ancak cümle içinde anlam kazanan...' diye başlardı tanımı.
Yaşantısı boyunca hep başrolde olmak isteyip, özne olmak isteyenler, aslında 'zamir' den başka bir şey olmadıklarını hiçbir zaman anlayamazlar.
Çünkü insanlar çevreleriyle vardır. Tıpkı bir ağacın dallarıyla var olması gibidir bu durum...
Örneğin bir papaz, imam ya da haham...
Allah’a daha yakın olduğu iddiasıyla bulunduğu çevrede kasılıp dursun. O bile cemaati olmadan bir hiç değil midir ?
Peki parası olanlar mı ?
Parası olanların bunlardan daha farklı bir durumu yoktur.
Onlar da kendi başlarına bir anlamı olmayıp, cümle içinde anlam kazanırlar.
Onların cümleleri paralarıdır.
Paraları olmadan onlar da bir hiçtirler.
Kendilerini özne sanmaları bir yanılsamadan başka bir şey değildir...
Onlarda bizler sizler gibi sadece zamirdirler...
Kendi başlarına hiç bir anlamı olmayıp, cümle içinde anlam kazananlardandırlar yani...
Yaşamın kaynağı, enerjisi, merkezi ve anahtarı, insanın çevresindekilerdir…
Onlarla etkileşimleri ve diyaloglarıdır.
Selâmetle...
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...