Ana içeriğe atla

GÜNÜMÜZDE AŞILMIŞ OLAN, BİR DÖNEMİN ET KEMİK SORUNSALI



Bir önceki yazımızda, öğrencilerin ilk ve orta dereceli okullarda, maruz kaldığı dayak eylemiyle ilgili tespitlerimizi sunmuştuk.
Ancak bunu yaparken bir noktanın altını önemle çizmiştik.
'Birkaç tokada, ya da bir iki kulak çekmeye değil lafımız' demiştik.

Asıl sorun, bu işi hastalıklı olarak yapan kitledeydi çünkü…
Bugünkü yazımızda dayağı atanın yanında, yiyenle de ilgili bir dizi tespitlerimiz olacak.
Bir de öğrenci velilerinin son durumuyla ilgili...
Bizim öğrencilik dönemlerimizde, halk arasında yaygın bir yerleşik inanç vardı.

Hepinizin bildiği 'eti senin kemiği benim' anlayışı.
Veli gelip çocuğunu okula bırakır ve hiç çekinmeden bu özlü sözü söyleyebilirdi.
Tabii bunun farkında olan çocuk, okuldaki öğretmenine her koşulda itaat etmesi gerektiği şeklinde yaygın bir takım yanılgılara da gark olurdu.
Okulda öğretmeninden birkaç tokat değil, çok abartılı bir şekilde dayak da yese babasının öğretmenine söylediği o 'eti senin kemiği benim' lafı aklına geldiğinden, ses çıkarmaması gerektiğini düşünürdü.
Kaldı ki öğretmenin mutlaka haklı olduğu varsayılırdı.

Çünkü anne baba daha baştan kemiklerini kendine alıp, etini öğretmenine vermiş olurdu.
İşte bu yüzden, hiçbir çocuk, akşam eve geldiğinde anne babasına, neredeyse, belli ritüeller eşliğinde yediği dayağı anlatmazdı. Anlatamazdı.
Belli ritüeller diyorum, çünkü gözlüğünü utanmadan kibarca ve usulca çıkarıp masasının üzerine koyan, o da yetmezmiş gibi kollarını sıvayan öğretmenler de görmüştür bu gözler...
Suçluluk duygusuyla birleşmiş ve öğretmeni bir öğretmenden çok, kamu otoritesi gibi görme eğilimi, tüm yaşananların gizlenmesi gerektiği şeklinde bir sonucu çoktan doğuruyordu.
Bugün artık hiçbir şey eskisi gibi değil.
Bir çok tanıdığım ve arkadaşım, kendi yediği dayağın onda birini çocuğunun yemesi durumunda ortalığı birbirine katacağını ve yaşanan talihsiz olaylarda çocuklarını yalnız bırakmayacaklarını bildirmişlerdir.
Bu sevindirici bir gelişmedir.
Öğrenci dersin huzurunu bozabilir.
Yaramazlık yapabilir.
Gürültü yapabilir.
Hatta saygısızlık bile yapabilir.
'Çok sinirlenmiştim' hiçbir şeye mazeret olamaz.
Gerekirse dersten çıkarırsınız.
Olmazsa ceza olarak ödev verirsiniz.
Ödevini yapmazsa notunun düşürüleceğini bilmesi ve belki de sene kaybı riskiyle karşılaşacağını düşünmesi caydırıcı olabilir.
O da olmazsa, toplarsınız disiplin kurulunu verirsiniz kınama, uzaklaştırma her ne ise...
Mesele çözülür.
Hem diğer öğrencilere de ibret olur.
Hele bir okurumuzun, Okul ve Dayak başlıklı bir önceki yazımıza yaptığı yorumlarda işaret ettiği sıra dayağı hadisesi var ki, o başlı başına bir katliam.

Sıra dayağının yani kabahatli, kabahatsiz bütün çocukların sıra dayağından geçirilmesi, bana 'hareketteki şiddet, gayedeki hikmeti yok eder' sözünü hatırlatıyor.
Yani, bir iki kişiye vereceğiniz cezanın dozunu, şiddetini ayarlayamaz bunu tüm sınıfa yayarsanız, asıl amacınız olan, sınıf içi genel asayişi sağlama işi tamamen boka sarar.
Yok her şeye rağmen ben çözümü böyle buldum diyorsanız, aradan yirmi yıl geçtiğinde bile sizi hatırlayan öğrencileriniz arkanızdan işte böyle söver...
Sanırım kapanışta, söylediklerimizin sepetteki çürük yumurtalara yönelik olduğunu hatırlatmaya gerek yok...
Selâmetle...
12 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...