Ana içeriğe atla

GÜRÜLTÜ

Kulakları iyi duymayan birisi yüksek sesle konuşabilir. Çünkü söylediklerini kendisi de duymamaktadır. Zanneder ki karşı tarafta duymaz.
Halbuki biz o kişiyi rahatlıkla duyuyoruzdur.
Yüksek sesle konuşmak elbette bir çok kişiyi rahatsız edecektir ancak acaba insanlar neden yüksek sesle konuşurlar ?
İlk belirttiğimiz fiziksel rahatsızlığı olanlar yani işitme engeli olanlar için söylenecek bir şey yok…
Ya diğerleri.
Tespit edebildiğimiz birkaç yüksek sesle konuşma sebebini sıralamaya çalışalım.
İnsanların bir kısmı, tamamen ilgi odağı olma adına yüksek sesle konuşabilirler. Aslında öyle nihai bir amaçları falan da yoktur.
Sadece yüksek sesle konuşup dikkat çekmek onları mutlu etmektedir.
Bu esnada nasıl itici ya da antipatik olduklarının farkında olmazlar.
Zaten farkında olsalar bu şekilde davranmazlar…
Bahsini ettiğimiz ilgi odağı olmanın ve dikkat çekme arzusunu gidermenin dışında yüksek sesle konuşan bir kitle daha mevcuttur.
Onlar ise ya başarılı olamadıklarından ya da başarısız olduklarını zannettiklerinden, prestij ve itibarlarını bu yolla kazanmaya çalışırlar.
İş yerlerinde yaşanan lüzumsuz yere yüksek sesle ve herkesin duyacağı şekilde konuşmayı buna örnek olarak gösterebiliriz. Bu tip durumlarda kişi kendince, yüksek sesle konuşarak ‘ben de varım’ ve ‘aktifim’ demektedir.
Bir diğer yüksek sesle ve bağırarak konuşma, yaşanan ikili polemik ve ihtilaflarda (anlaşmazlık) görülebilir.
Bir kavga anında örneğin, kendini haklı çıkarmanın bir değişik yolu olarak da yüksek sesle ya da bağırarak konuşma tercih edilmiş olabilir.
Bir tartışma anında ses yükseltildiğinde haklı duruma geçildiğini ya da dışarıdan öyle göründüğünü zanneden kişilerin uyguladıkları bir metottur.
Başarılı olunur mu derseniz, olay anında ilk anda belki çevreyi yanıltmak için etkili olabilir, ancak sular durulup ortalık düzlüğe çıktığında, bu tip kişilerin başarılı olduğunu söylemek oldukça güçtür.
Bir diğer yüksek sesle konuşma sebebi ise cehalettir. Kişi yüksek sesle konuşup çevre üzerinde gürültü kirliliği yaratmanın ne menem bir şey olduğunu bilmez. Kaldı ki ne dikkat çekme gibi bir kaygısı vardır ne de çevreye varlığını ispatlamaya çalışıyordur.
Hani kendisine sorsanız , ‘sesinizi biraz kısabilir misiniz acaba ?’ deseniz vereceği cevap
‘ne diyosun sen ben gayet normal konuşuyorum’ olacaktır.
Ve son olarak:
Bazı insanlara yüksek sesle konuşmak yakışır desem.
Şöyle ki, bu tip kişiler retorik (hitabet) yeteneği olan ve dış görünüm itibari ile de tiyatral bir tarza sahiplerdir. Bu tip insanların yüksek sesle konuşması kanımca gürültü kirliliği yapmaz.
Hayatın renklerinden bir tanesidir.
Onları izlemek, film seyretmek gibidir.
Her an ani bir çıkış, vurgulu bir ifade…
Yerinde kullanılan bir cümle…
Tarz, tonlama, diksiyon…
Ne ararsanız vardır.
Bu özelliklere sahipseniz istediğiniz kadar yüksek sesle konuşabilirsiniz.
Kahir ekseriyet (ezici çoğunluk) sizi dinleyip bir film gibi seyretmekten keyif alacaktır çünkü…
Selametle…
 Posted by Picasa
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...