Ana içeriğe atla

KARA GÖZLÜKLER

Kara gözlüklü adam bugün yine geldi. Zaten uzun zamandır hep geliyordu.
Gözlerinde yaz kış çıkarmadığı bir güneş gözlüğü vardı.
Konuşup bir şeyler anlattığım kişinin gözlerimin içine bakmasını, dinlediğim kişinin de gözlerine bakmayı tercih eden birisi olduğumdan, aynı şeyi kendisinden de istedim. Çünkü konuşmalarımız ve diyaloglarımız gözlerine ulaşmamı engelleyecek şekilde gelişiyordu...
Hani öyle işsiz güçsüz birisi de değildi.
Oldukça saygın bir mesleği ve iyi de bir geliri vardı...
Göz teması kuramadığım için rahatsız oldum ve ‘çıkarsana şu gözlüklerini de gözlerini görelim, karanlığa konuşuyormuşum gibi geliyor’ dedim...
Kabul etmedi.
İş yerindeki meraklı gözler de ‘neden sürekli güneş gözlüğü takıyor bu adam’ diye kendi aralarında konuşuyorlardı.
Çok ısrar edince ise çözülüverdi.
O meşum (uğursuz) depremde nişanlısını kaybetmişti...
Kendisiyle çevresi arasına set çekme işini de oldukça abartmıştı anlaşılan.
Neden diye sorduğumda, hiç imtina etmeden (çekinmeden) ‘insanları ve çevremi çıplak gözle görmek istemiyorum’ dedi.
Ben de ısrar etmedim.
Tamam dedim.
Biz depremde, sanki daha çok ‘gidenlere’ ağlamıştık ama ya arkada kalanlar ?
Belli ki onların acısı sadece sene-i devriyelerde değil, her dem içlerindeydi.
Elden ne gelirdi ?
Daha sağlam binalar yapabilmek dışında...
Ben bunları düşüne durayım o da ne ?
Bir haber.
Ocak 2006’ dan bu yana demire %50, bakıra %74 oranında zam yapıldığı ve bunun maliyetlere yansıtılacağı bildiriliyor.
**İnşaat sektörü yaşanan durumun kalitesiz malzeme kullanımını tetikleyeceğini, bu nedenle yapı denetimlerinin sıkı kontrolünün gerektiğini bildirdi...
Sektör, yaşanan sorunların kalitesiz malzeme kullanımına davetiye çıkardığını vurguluyor**
Demek ki gözler şu aralar yapılan ve yapılacak olan inşaatlara çevrilmelidir. Sıkı, doğru ve dürüst kontroller sıklaştırılmalıdır.
Eğer bir deprem neticesinde, şu dönemlerde yapılan binalar aşırı zayiat alırsa hiç şaşırmayın.
Kalitesiz inşaat malzemesi kullanılmasına davetiye çıkarılması, ölüme davetiye çıkarılması ile eş değer değildir de nedir ?
Henüz fırsat varken, yaz kış kara gözlüklerle gezen insanlar çoğalmasın...


Selâmetle...

Bibliyografya : **'İnşaatta Kalitesiz Malzeme Uyarısı' -Dünya Gazetesi, 03 Temmuz 2006 Pazartesi, sf. 2
Posted by Picasa
13 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…