Ana içeriğe atla

MALZEME

Malzeme ya da malzeme bilgisi.
Mühendislik fakültelerinde inşaat, hele hele makine bölümlerinde titizlikle üzerinde durulan ve önem verilen bir derstir malzeme bilgisi.
Çünkü malzeme, yapıyı ya da aksamı ayakta tutan temel parçacıklardan biridir.
Sırf bu yüzden, okulun laboratuarlarında, atölyelerinde, çekme, koparma deneyleri yapılır ve malzemenin dayanıklılığı, mukavemeti (dayanımı) test edilir.
Hele bir demir karbon denge diyagramı (Fe, C) diye bir grafik vardır ki, akıllara zarar sıkıcı ve analizi zordur...
Görüldüğü üzere, teknik manadaki malzeme ihtiyacı bir üretim faaliyetinin asli ve zorunlu unsurudur. Üzerinde önemle durulmasının sebebi budur.
Durulmalıdır da.
Bir de günlük hayatta ki malzeme vardır.
Girişte okuduğunuz teknik mânâdaki malzeme gibi fiziken, yani materyal (madde) olarak ortada olmadığından, kişilerin hayal güçleriyle orantılı olarak gelişir.
Açalım.
Teknik mânâda malzeme her yönüyle ortadadır.
Alınır, incelenir, gerektiğinde moleküllerine kadar inilir.
Büyüteçle, ya da özel aygıtlarla da izlenebilir...
Her şey nettir.
Kişisel ihtiraslar, yetersizlikler ya da diğer subjektif (öznel) değerler, teknik manada bahsini ettiğimiz bu malzemeye yüklenemez.
Çünkü bu imkânsızdır.
Ancak günlük hayatta kullanılan malzemede durum farklıdır.
Kendisinden daha iyi olan birisiyle ilgili sıkıntı yaşayan kişiler, o kişiyle ilgili çok basit bir detayı kendisine malzeme olarak seçebilir.
Hatta o malzemeyi alır, bir güzel de işler. Bu tamamen kişilikle ilgili yaşanan problemin bir yansımasıdır. Hatta bu malzemeyi çekip çıkarmadaki ve işlemedeki başarı, kişinin kendine olan güveniyle ters orantılıdır. Kendine güven azaldıkça, karşıdaki kişiye ait olduğu düşünülen malzemeyi işlemedeki başarı artacaktır.
Eğer şahsınızla ilgili minik bir malzeme ele geçirildiğinde, ehil (!) ellerde işlenip, gümüş tepsilerde arzı (sunumu) yapılıyorsa, sizinle değil ama o kişilerle ilgili bir yerlerde bir maraz (hastalık, takıntı) var demektir.
Sizin de dikkatinizi mutlaka çekmiştir.
Ortalama bir insanın yaptığı sıra dışı bir şey fazla büyültülmeyip, üzerinde fazla durulmazken, sizin yaptığınız sıradan bir şey birilerince malzeme olarak kullanılıyorsa, bu aslında sizin başarılı olduğunuz anlamına gelmektedir.
Ortalama bir insana ait doneler (veriler) malzeme niteliği taşımaz, çünkü o kişi hiçbir surette zaten rakip olarak görülmemektedir.
Sıra dışı hatalar ya da tekerrür eden (tekrarlayan) hatalar yapmasının kimseyi rahatsız etmemesi işte bu yüzdendir.
Çünkü bu zaten ondan beklenendir.
Doğal olarak da böyle bir hata yapması kimseyi şaşırtmaz ve mutlu etmez...
İşte ortalama bir insanın yaptığı sıra dışı bir hatanın ses getirmemesinin, bunun yanında sıra dışı bir insanın yaptığı ortalama bir hatanın sansasyon etkisi yapması sadece bu yüzdendir.
Affınıza sığınarak:
Yaradılış olarak keçinin kıçı her zaman açıktır laf olmaz, ama koyunun ki bir kere açılsa...
Selâmetle...
Posted by Picasa
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...