Ana içeriğe atla

SANAT , TANZİMAT VE GÜNÜMÜZ

Hey gidi hey.
Sanat adına bu memlekette ne tartışmalar olmuş zamanında.
Şairler, dava adamları, edebiyatçılar ikiye, bazen üçe bile bölünmüşler…
Sanat toplum içindir diyenler olmuş.
Sanat sanat içindir diyenler de…
Abdülhak Hamit Tarhan' dan, Şinasi' ye.
Ziyâ Paşalardan, Namık Kemallere…
Ne yapmış Ziyâ Paşa ?
Divan şiirinin o ağır dilini, halk anlamıyor diye

' Şiir ve İnşa ' adlı eserinde önce eleştirmiş, arkasından
' Harabat ' adlı antolojisinin giriş kısmında da Divan şiirini yüceltmiş de yüceltmiş.
Namık Kemâl’de ona cevap olarak

' Tahrib-i Harabat ' adlı eserinde, bu düşüncelerinden dolayı, Ziyâ Paşa' yı hiç çekinmeden eleştirebilmiş…
Hem de aynı ekolden olmalarına rağmen.
Bunu inandığı değerler ve dava uğrunu yapmış.
Hep, sanat toplum içindir anlayışına sadık kalmak adına yaşanmış bu tür polemikler.
Sanat toplum içindir ya da sanat sanat içindir tartışmasını sonlandıracak, yaşanmış o meşhur tarihsel ikileme cevap arayacak da değiliz.
Elbette illâ da taraf olmak gerekirse, sanatın toplum için olduğunu savunacağız ama şu an konumuz bu değil.
Konumuz, bir dönem sanatın tartışıldığı düzlemin kalitesinde.
Düşünsenize bir kere, birileri sanatın sanat için, birileri de sanatın toplum için olduğunu söylüyor. Bunun için entelektüel platformda birbirleriyle çatışmaya giriyor.
Ya bugünlerde ?
Kimse sanatın ne için olduğunu tartışmıyor bile.
Çünkü herkes biliyor ki, insanlar artık sadece kendileri için bu işi yapıyor.
Vahşi kapitalizm ve fütursuz rekabet ortamında, kimsenin neyi ne için yaptığını sorgulayacak hâli bile yok...
Birileri çıkıp bir şeyler yapıyor, adına da sanat denebiliyor.
Tek bir kriter var.
Tüketilip, tüketilmediği.
Eğer tüketiliyorsa her şey üretilebiliyor.
Ucuzluk ve amiyanelik de buna dahil.
Ama onların da kabahati yok.
Birileri istemese onlar da böyle olmayacak çünkü.
Hiç değilse individüalist ( bireyci ) yaklaşımların en üst sınırına yaklaştığı günümüzde, tüm bu işlerin maddi değerler uğruna yapıldığı açıkça söylenebilse.
Ne bileyim, yapılan her şeye sanatsal açıdan kılıf bulmaya gerek de yok.
Hey gidi hey.
Sanat adına ne tartışmalar olmuş bu memlekette zamanında.
Toplum için sanat mı ?
Sanat için sanat mı ? sorularından
'Sanat için soyunurum' lara...
Selâmetle...

post scriptum : Fotoğrafta, Tanzimat Dönemi 1.Dönem ( Sanat Toplum İçindir) edebiyatçılarından Ziyâ Paşa' yı görüyorsunuz.
13 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...