Ana içeriğe atla

USÜL

Kızının kendisinden habersiz şekilde, bir erkekle gezip tozduğunu duyan baba ilk anda gerilebilir.
Nasıl olur ?
Benim niye haberim yok ? şeklinde başlayan serzenişler sürüp gidebilecektir.
Eh !
'En Son Babalar Duyar' da diyemezsin...
Belki çocuğu tanısa hiç de kızıp sinirlenmeyecektir. Aslında babayı rahatsız eden kızının bir erkekle gezip tozması değildir çok zaman...
Peki nedir ?
Onun bundan haberinin olmamasıdır.
Yani çocuğu tanısa belki de çok sevecek.
Nitekim babanın üzerine çok giderseniz ağzındaki baklayı da çıkarır :
'Olmaz öyle şey kardeşim, her şeyin bir yordamı, usülü vardır. Gelirsin, tanıtırsın kendini. Gerekirse kızı istersin. Bu işler böyle olur...Yok öyle şey !'
Ya da haraç almaya gelmiştir bir kabadayı babası...
Kapıyı tekmeler ve mekâna küt diye dalar !
'Ben buranın haracını yiyeceğim ulaaaan !'
Tepkiler gelmekte gecikmez.
Yapılan racona mugâyirdir. (aykırıdır)
Racona terstir yani.
Racon nedir ?
Argoda; usül, yöntem, yol, yordam yani bir şeyin nasıl yapılacağına ilişkin genel kabul görmüş prosedürdür.
Belki kız babası gibi, mekân sahibi de gelen o kabadayı babasına haraç verebilecekken...
Ama küt diye mekâna girdiğinde, racona ters bir hareket yaptığında, antipatik oluverir bir anda.
Bunlar aile hayatımızdan ve yer altı dünyasından örnekler diyebilirsiniz. Ancak Türk Hukuk Sistemi’nde de mantık aynıdır.
Hakim bir davayı hem usül, hem de esas yönünden inceler.
Esas yönünden kasıt, dava dosyasının içeriği ile ilgilidir.
Hakim dava dosyasını, yani somut olayı inceler ve ona göre karar verir...
Ancak usül yönünden sistem, kısaca ve kabaca şöyle işler.
Diyelim ki kıymetli evrakla (çek, senet, bono...) ilgili bir ihtilafa (anlaşmazlığa) düştünüz ve davayı kazanacağınız da kesin.
Çünkü siz haklısınız.
Hatta karşı taraf, haksız olduğunu ve davayı kaybedeceğini bildiği için avukat bile tutmamış.
Siz ise davayı, konuyla hiç ilgisi olmayan, örneğin çocuk mahkemelerinde açarsanız, hakim daha davayı esas yönünden (içerikle ilgili kısmı) incelemeden, usül yönünden red eder.
Geri gönderir. Çocuk Mahkemesinde kıymetli evrak ihtilafı davası bir kere usül yönünden red edilecektir.
Hâl bu ki, haklı olduğunuz apaçık ortadadır. Adliye de hakime sorsanız bu dava da kim haklı diye, sizin haklı olduğunuzu bile söyleyebilecektir.
Buna rağmen usül yönünden hata yapmışsınızdır. Ve hatta o an için hakkınızı alamadığınız için, haklıyken haksız duruma bile geçmiş olmuşsunuzdur.
Hukuk fakültelerine usül hukuku dersi boşuna konmamıştır.
Mahkemen nasıl sonuçlandı diye soran yakınlarınıza istediğiniz kadar anlatın, aslında ben haklıyım da, bizim avukatın hatası işte...
Usül yönünden davamız aleyhimize sonuçlandı...
İşte usül, yöntem, racon, prosedür, üslup bu kadar önemlidir.
Hayatın her alanında haklıyken haksız duruma geçmenize bile sebep olabilir.
Selâmetle...
10 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …