Ana içeriğe atla

VİTAMİN

Televizyon kanallarının birisinde izliyorum. Ana haber bülteninde gıda mühendisi uzman bir bayan açıklama yapıyor.
Mesleklere göre vücudun, bünyenin ihtiyaç duyacağı vitaminlerin farklılık göstereceğinden bahsediyor.
Devam ediyor.
Bu sebeple her meslek mensubu için farklı vitamin ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Örneğin bir doktor ya da hemşirenin bünyesinin ihtiyaç duyacağı vitaminlerle, bir öğretmenin metabolizmasının ihtiyaç duyacağı vitaminlerin farklılığı anlatılıyor.
Anılan vitaminlerin isimlerini de veriyor gıda mühendisi uzman.
Kameralar da görüntülüyor.
Hani vitamin şişeleri de tüketim toplumunun iç dürtülerini tetikleyip tahrik edercesine o kadar da güzel albenili ve renkli süslenmiş ki, ergonomik oluşundan tutun, estetik çekiciliğine kadar, sırf denemek için de olsa, insanın bir kere içesi geliyor...
Haberi eleştirdiğim yok.
Elbette bu yoğun, stresli ve ayakta kalma mücadelesinin çok zorlaştığı ekonomik konjonktürde (toplu durum) hangimiz mukavemetimizin en üst limitlerini zorlamıyoruz ki ?
Bu ortamda, sunulan haber iki sosyal gurubu aklıma getiriyor.
İlk gurup, ikinci bir iş yapmak zorunda kalan kitle.
Ancak genelde bu ikinci iş, kişinin ait olduğu sosyal çevreden uzak, mesleki ehliyetini ve yeterliliğini tam olarak da yansıtamadığı iş oluyor.
En klasik örneği, hafta içi, mesaisinden çıkıp, gece geç saatlere kadar başka bir sektörde, çok cüzi meblağlarla çalışanlar...
Bir dönem özellikle Levent Kırca’nın skeçlerine bol bol malzeme olmuştu bu konu.
Okuldan çıkıp pazara giden öğretmenler ya da başka bir işle uğraşan eğitimcilerimiz...
Acaba bunlara hangi vitamin önerilebilir ?..
Gelelim ikinci guruba.
İşsizler.
Bir insan meslek ya da iş güç sahibi ise amortismanını (yıpranma payı) gidermek için bir takım vitaminlere ihtiyaç duyuyor.
Gıda mühendisi uzmanımızın belirttiği gibi bu bilimsel bir gerçek.
O zaman hipotetik (varsayımsal) olarak işsiz birinin de hiçbir vitamine ihtiyaç falan duymaması gerekir.
Çünkü çalışmıyor.
Ancak hepimiz biliyoruz ki durum böyle değil.
*Türkiye’deki gerçek işsiz sayısı 5.5 milyon.*
Tam aksine asıl işsiz olan insan kitlesi, çalışan bir çok kimseden daha fazla enerjiye, güce, morale ve vitamine ihtiyaç duymaktadır. Çünkü işsiz kalan bir kimse ilk zamanlarda önceden kalan enerjisi ve gücüyle bir yere kadar gidebilir.
Ancak iş aradıkça bulamaması bir süre sonra moral bozukluğunu ve devamında maalesef iş aramaktan vazgeçmeyi bile getirir.
Çünkü cesaret kırılmıştır.
**İşsizlik arttıkça, suç işleme oranı, ahlaksızlıklar, boşanmalar, toplumsal huzursuzluklar da artar.**
İş bu sebeple bilinmelidir ki, işsizliğin sosyal psikolojide yarattığı tahribat ve maliyet, finansal maliyetinden kat kat fazladır.
Hülâsa(öz); çalışanlar az ya da çok, vanası ellerinde olmasa da akar bir musluğun başındadırlar ve kovaları ellerinde, su aktıkça kovalarını doldurabilmektedirler.
Ancak ikinci ek bir ucuz getirili iş peşinde koşanlar ile işsizler çok ama çok yorulmaktadırlar...
Ve belki de herkesten çok vitamine ihtiyaç duymaktadırlar...
Selâmetle...

Bibliyografya :

*Dünya Gazetesi, 22 Temmuz 2006 Cumartesi, sf.10 Naki Bakır’ın Haberi- Ankara*

**İktisadın İlkeleri, Prof. Dr. İlker Parasız, Alkım Kitapçılık Yayıncılık, Ankara-1996, sf.572**
11 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …