Ana içeriğe atla

YEŞİLÇAM ŞARKILARI



Eski Türk filmlerindeki ama özellikle komedi filmlerindeki adını koyamadığım bir ‘gizem’ den önceki yazılarımda bahsetmiştim.
Şimdikilerde ise sanki bir yapmacıklık ve zorlama olduğunu ayrıntılı olarak da anlatmıştım.
Tosun Paşa ve Hababam sınıfından da örnekler vermiştim.
Komedi filmlerinin oyuncularının kalitesi, senaryolarının bazen vodvili andıran o eşsiz tarzının yanında film müziklerimiz konusuna değinmemiştim.
Bir dönem ses kayıt cihazımı, mütemadiyen televizyonun yanında bulunduruyordum.
Eski bir Türk filmi çıkarsa, o filmin müziklerini orijinalinden kaydedebileyim diye büyük bir keyifle beklemeye geçiyordum.
Oldukça etkili de oluyordu.
Kayıt yaptıktan sonra arkadaşlarıma dinlettiğimde, 'çok güzel, taş plaktan mı kayıt yaptın' diye sorduklarında, 'yooo televizyondan' diye yanıtlıyordum...
Tabii ne bir plak şirketim vardı ne de ben bir tacirdim.
Ve nihayet bir
profesyonel bu işi layıkıyla yerine getirmiş.
Bir başarıya daha imza atmış.
İki cd sürmüş piyasaya.
En çok bilinen ve neredeyse artık bir kült olmuş 38 adet Yeşilçam Şarkısını iki albümde toplamış.
Yeşilçam Şarkıları 1 ve Yeşilçam Şarkıları 2.

Kapış kapış satıldığından şu anda elimde sadece Yeşilçam Şarkıları 1 var. Yani 1 nci cd.
Çünkü hafta sonu satın almak için Beşiktaş’a indiğimde, Kabalcı’ daki tamamı tükenmişti.
Alkım' da ise sadece 1 nci cd kalmıştı.
Ben de onu aldım.
Ajda Pekkan’ın o en eski sesiyle Dert Bende...
Güzide Kasacı’ dan Ağlama Değmez Hayat...
Kâmuran Akkor’dan, Dağlar Kızı Reyhan...
Hepsi birbirinden harika 19 şarkı.
Yaşlıyım diyorsanız, sizi alıp gençliğinize,
Genç iseniz sizi alıp çocukluğunuza, ergenliğinize götürecek bu şaheserleri sakın atlamayınız.
Ekranlar aracılığı ile Türk Halkının beynine sistemli ve planlı olarak kezzap döküldüğü,

Taklitçiliğin bir virüs gibi genç yaşlı demeden kitlelerin bünyelerini kemirdiği,
Özünden kopmuş ve kimliğine güvenemeyen,
Levantenlere özenen, zavallı anten zekâlıların enflasyonunun yaşandığı,
Hokkabazların sanatçılıkla taltif edildiği bu günlerde, böyle güzelliklere çok ihtiyacımız var.
Çok.
Dinleyin, kulağınızın pası silinsin...
19 ncu şarkı benim şarkım.
Onu da mutlaka
dinleyin.
Selâmetle...
16 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...