Ana içeriğe atla

EMEKLİLİK

Emeklilik ya da eski dilde tekaüt, iş hayatının yoğun stresinin olmadığı günlerin başlangıcı demektir.
Ancak sanıldığının aksine emeklilik, eğer etkin olarak değerlendirilemezse rahatlıkla bir kâbusa dönüşebilir.
Emekliliğin ilk zamanlarında yılların verdiği yorgunluğun acısını çıkaracağını düşünen taze emeklimiz, gerçekten de düşündüğü gibi
o belirli sürede emekliliğin tadını da, yılların yorgunluğunun acısını da çıkarır.
Artık özgürdür çünkü...
Bu süre, kişiden kişiye değişmekle birlikte belirli bir zaman sonrada sıkıntılar kendini göstermeye başlayacaktır.
Senelerdir çalışma hayatında olmaktan kaynaklanan, hep aynı saatte kalkma işi artık tamamen kişinin tercihine kalmıştır. Eğer kişi belirli belirsiz saatlerde kalkmaya, vâkitli vâkitsiz uyumaya başlarsa, hep aynı saatte kalkmaya alışmış vücuduna ait o biyolojik saatte aksaklıklar başlayabilir.
Taze emeklimiz eğer kendini kontrol edemezse ve hayatını bir düzene koyma konusunda bir çaba sarf etmezse bu emeklilik işinden kâr değil zarar edebilir.
Uyku düzeninde başlayabilecek bir takım aksaklıklar, kişinin ya çok uyumasına ya da tam tersi şiddetli uykusuzluk çekmesine sebep olabilecektir.
Bir zamanlama kaosu yaşayan emekli, uyku düzeninde yaşanan bu aksamadan sonra, yeme düzensizliği şeklinde kendisini gösterebilecek sıkıntılar da yaşayabilecektir.
Genel olarak
yeme bozukluğu olarak özetleyebileceğimiz bu durum, kişinin yaşamsal dengesini alt üst edebilecek etkili bir faktördür.
Emekli olmadan önce kişinin icra ettiği mesleği de, emeklilik sonrası yaşanan bu olumsuz durumu derinden etkileyebilecektir.
Halk arasında emekli albayların bazılarının yaşadığı sıkıntılı durumlar buna örnek olarak gösterilmektedir.
Bazen emeklilik henüz başlamadan, yani öncesinde de bir takım sıkıntılar baş gösterebilir.
*40-50 yaşlar arası, çocukların büyüdüğü ve aileden ayrıldıkları ; onların evlenme ve işe bağlanma ile ilgili sorunlarının başladığı , emekliliğin yaklaştığı, yaşlanma ile ilgili kaygıların başladığı, sağlık sorunlarının sıklaştığı bir dönemdir.
Hiç şüphesiz bahsini ettiklerimiz bir kader ya da kaçınılmaz son değildir. Bilâkis tüm bu yaşanacak sürecin bilincinde olan
bazı emekliler, profesyonel bir uğraşı ve yılların verdiği çalışma hayatındaki tecrübeyle, bu evreleri hiç yaşamadan ya da en az zararla atlatarak, hem kendilerine hem de çevrelerine maksimum fayda sağlayabilirler.
Böylece hayat, bir öncekinden daha da keyifli bir şekilde sürdürülebilir hale gelebilecektir.
Her konuda profesyonelliği ve titizliği elden bırakmayan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, emeklilikleri yaklaşan üst rütbeli subay ve astsubaylara yönelik verdiği
emeklilik sonrası yaşam seminerleri sırf bu sebeple düzenlenmektedir.


Hülâsa; (öz/özet) bahse konu sıkıntıların yaşanmaması için emeklilik sonrası planlı bir yaşam gerekmektedir ve bu planlı yaşam öyle koordine edilmelidir ki, emeklinin ikinci baharını çiçekler içinde geçirmesi mümkün olabilsin.
Selâmetle...

Bibliyografya :
*Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Hekimler Yayın Birliği, Prof. Dr. M.Orhan Öztürk, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikyatri Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi, 1997 Ankara, 7.Basım, sf. 239
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …