Ana içeriğe atla

FOTOĞRAFÇI YA DA FOTOĞRAF SANATÇISI


Fotoğrafçı ya da fotoğraf sanatçısı.
Altyapısını, tekniğini, sanattaki bilimselliği bilmeyen için fotoğrafçı... Baktığında görebilenler için fotoğraf sanatçısı.
Zaten var olan bir görüntüye hiç dokunmadan ama aynı zamanda da kendinden bir şeyler ekleyebilen sanatçı kişilikler için ise fotoğraf sanatı.
Sonradan geliştirilebilen bir yetenek olsa da doğuştan özel bir göze ve vizyona sahip olma zorunluluğu gerektirir fotoğraf sanatı.
Henüz fotoğrafı çekmeden,
'buradan güzel bir görüntü alabilirim' diyebilmektir fotoğraf sanatçılığı.
Ve yaşadığı toplumla, gerçeklerle, insanıyla iç içe olabilmektir.
Küsmeden onlara, bakmadan taa tepelerden.
İsa Çelik Hoca’nın söylediği gibi; otogar çıkışı gördüğü herhangi bir otobüse binmeden önce, nereye diye soran muavine 'çekime gidiyorum, insanın olduğu her yer bana uyar' diyebilmektir fotoğraf sanatçılığı.
Plazaları, birinci sınıf otel lobilerini çekmek kadar, yaşadığı ülkenin gerçeklerinden de haberdar olmaktır fotoğraf sanatçılığı.
Ara Güler üstadın gözüyle, Eyüp’ de kara çarşaflı bir kadındır kimi zaman fotoğraf sanatçılığı.
Ya da Anadolu’ da bir köy mezarlığına gidebilmektir.
Gerektiğinde şehir çöplüğüne girebilmektir fotoğraf sanatçılığı.
Bu öğün çöpümüzde hangi yemek var sorusuna cevap arayan
minik yüreklere objektif yöneltmektir yeri geldiğinde.
Aydın olmanın sorumluluğunu vizöre yansıtabilmektir fotoğraf sanatçılığı.
Çektiği fotoğrafın hikayesini de anlatabilecek donanımdaki kişidir fotoğraf sanatçısı.
Eleştiriyi olgunlukla kaldırabilip, daha iyisi için objektifi daha profesyonelce kavrayabilmektir.
Objeyle arasında organik ilişkiyi kurabilmektir.
Hissetmektir fotoğraf sanatçılığı.
Başarıdır, yetenektir, kalitedir fotoğraf sanatçılığı.
Tarih bazen de sanat tarihi demektir.
Ressam, hayattan ne anladığını, hayatı nasıl anladığını anlatır.
Fotoğraf sanatçısı ise, hayatı hiç değiştirmeden, bozmadan, kirletmeden ne kadar hatasız aktardığını.
Hayattan ne anladığını istediğin gibi, özgürce anlatabilirsin, ama hayatı bozmadan, kirletmeden aktarmak zordur.
Selâmetle...
6 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Darbe Günlüğüm 31

Ana kumanda masasında ABD’nin olduğu, maşa olarak da FETÖ/PDY’yi (Paralel Devlet Yapılanması) kullandığı,  15 Temmuz 2016 askerî  darbe görünümlü Türkiye’yi  işgal ve fiili teslim alma kalkışması sonrası  gündemi sürekli  izlemeye çalışıyoruz.
İşte bu bağlamda benim de yolum, Cumhuriyet'ten bir köşe yazısına düştü bugün.
Cumhuriyet  gazetesi köşe yazarı  Şükran Soner’in "Korku dayatmalı diktatörleşme…"başlıklı dünkü yani  20.08.2016 Cumartesi günkü köşe  yazısını  okumaya başladığımda ise  ömrümde yaşamadığım  bir şaşkınlık yaşadım.
Şaşkınlığım  daha ilk cümlede başladı. Çünkü  koskoca yazının paragraflarında  saçmalamanın da ötesinde abuk sabukluklar vardı. Az sonra alıntılayacağım paragraflardan  çıkarılacak tek bir ana fikir ya  da  ana düşünce neredeyse yoktu.
Kusursuz bir saçmalık”  yığınıydı okuduklarım. Sakın, Şükran Soner’in  görüşlerini beğenmediğim gibi  bir şey anlamayın. Keşke öyle olsa…O zaman okudum da  işime gelmedi derdim.
Diyebilirim ki; hayatımda hiçbir  kö…

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

Darbe Günlüğüm 24

Yaşadığımız  acı büyük. Ama iki tür acı var.
Birincisi; askerî  darbe görünümlü  işgâl hareketinin püskürtülmesi esnasında  şehit olan insanların  yüreğimizde yarattığı acıdır. Bu birinci  acıyı, memleketini, bayrağını, kitabını, toprağını, halkını, milletini seven, onurlu herkes yaşıyor.
Bu acıların ikincisi  ise;  askerî  darbe görünümlü  Türkiye’yi  işgâl  hareketinin başarısızlığa uğramasından duyulan  büyük  ve derin acı.
İşte bu ikinci gruba dahil olanlar, Cumhurbaşkanı ve ailesinin suikastten kurtulmasından, TBMM’nin tamamının değil de bir kısmının bombalanmasından, hükûmet üyelerinin hepsinin idam edilmemesinden rahatsız ve büyük acı duyuyor.
Yetmiyor, Genelkurmay Başkanının ve darbeye destek vermeyen diğer kuvvet komutanlarının hayatta kalmasından, katledilmemesinden  rahatsızlık duyuyor. 
Tankların, o gece sokaklara dökülen vatandaşların tamamını  ezmemesinden, hepsini imhâ etmemesinden rahatsızlık duyuyor.
Bir  TC kimlik numarası sahibi olan, aramızda yaşayan bu kişiler ve köşe …