Ana içeriğe atla

HANGİ SAĞLIK ?

Dost sohbetlerinde bahsi çok geçer.
Ya da arkadaşlar arasında…
Sağlıklı olmanın, hayatı sağlıklı bir şekilde sürdürmenin öneminden bahsedilir.
Hiç şüphesiz inanmadan söyleyen yoktur. Sağlıklı olmayı kim istemez ki ?
Ya da sağlığımızla ilgili minik bir aksama yaşadığımızda '
önemli olan sağlıkmış, sağlığımın kıymetini şimdi daha iyi anladım' diye hangimiz itirafta bulunmamışızdır ki ?
Ancak sağlıklı olmaktan bahsettiğimizde, ya da her şeyin başının sağlıklı olmak olduğunu vurguladığımızda buna yüklenen anlam, genelde, bedensel, fiziksel anlamda sağlıklı olmaktır.
Üstelik bu anlam farkında olmadan yüklenmiştir o güzel temennilerimizin içine…
Ancak bu bir yanılgıdır dersek abartmamış oluruz.
Çünkü asıl olan ruh sağlığıdır.
Vücut uzuvlarını yitirmiş birisini düşünün.
Ancak hayata dört elle sarılmıştır.
Bunun sebebi ruh sağlığının yerinde olmasıdır.
Belki de zoru başarmasıdır yani.
Buna karşılık, fiziksel olarak dört dörtlük bir çok insanın, intihara teşebbüs ettiğine şahit olmuşuzdur.
Çünkü onlar ruh sağlıklarını yitirmişlerdir.
İş bu sebeple, '
herşeyin başı sağlık' şeklinde dillere dolanmış olan ortodoks (genel kabul görmüş) tekerlemeyi değiştiriyor; 'her şeyin başı ruh sağlığıdır' realitesini kamuoyunun paylaşımına açıyoruz.
Hülâsa; başınıza ne tür bir katastrof (ansızın başa gelen felaket ) gelirse gelsin, moralinizi yüksek tutabiliyor ve ruh sağlığınızı stabil olarak muhafaza edebiliyorsanız zoru başarabiliyorsunuz demektir.
Aksi taktirde fiziksel ve maddi olan her şey sağlıklı bir şekilde ilerlerken yaşayacağınız ruhsal bir sağlıksızlık, sahip olduklarınızı da yitirmenize sebep olabilecektir.
'Herşeyin başı sağlık' ifadesinde kastedilen sağlığın ruh sağlığı olması temennisiyle…
Selâmetle…
 Posted by Picasa
12 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...