Ana içeriğe atla

JOCASTA KOMPLEKSİ ( I )

Kompleks kelimesinin eş anlamı karmaşa ya da karmaşık demektir.
Örneğin matematikteki
karmaşık sayılar konusunun diğer bir adı da kompleks sayılardır. Ya da aşağılık kompleksi yani aşağılık karmaşası demek, genel olarak hastalıklı şekilde birbirine karışmış, karışık, çapraşık duygusal ve ruhsal durumlar demektir.
Psikyatride tanımlanmış başka
kompleksler yani karmaşalar da vardır.
Bunlardan bir tanesi
Oedipus Kompleksi yani Oedipus Karmaşası' dır.
Yani, erkek çocuğun, annesine karşı özel bir sevgi ile yönelirken, babasını rakip olarak görmesi durumu.
Bununla birlikte, erkek çocuk bir yandan babasına karşı sevgi duymakta ve onun gibi de olmak istemektedir.
Bu durum, erkek çocuğun dünyasında önemli bir çatışmaya,
karmaşaya sebep olmaktadır.

* Freud’un deyişiyle babaya karşı iki-değerli bir tutum, (hem sevgi hem de rakip olarak görme) anneye karşı yalnızca sevgi dolu bir ilgi, erkek çocukta pozitif Oedipus Karmaşasının içeriğini oluşturur. Babaya karşı kıskançlık duyguları yüzünden çocuk cezalandırılmaktan korkar...
Oedipus Yunan mitolojisindeki bir kahramandır. Kral Oedipus, alınyazısının gereği olarak bilmeden babasını öldürerek annesi ile evlenir ve durumu öğrenince kendi gözlerini oyarak bağışlanmaz suçunun acısını çeker.

Bugünkü konumuz olan Jocasta Kompleksi (İokaste Karmaşası) konusuna girmek için bu açıklamaları yapmak zorundaydık.
Çünkü Kral Oedipus’un alınyazısının gereği olarak evlenmek zorunda kaldığı annesinin mitolojideki adı
Jocasta
(İokaste)’ dır.
Jocasta Kompleksi
konusunu Meydan Larousse, Ana Britannica ve Büyük Larousse’ dan araştırmak isterseniz, herhangi bir bilgiye ulaşamazsınız.
Yani anılan kaynaklarda
Jocasta Kompleksi
başlığı altında bir madde ya da açıklama yok.
Türkçe bir kaynağımız ise bilimsel olarak şöyle tanımlamış
Jocasta Kompleksini;

**Annenin, oğluna hastalık derecesinde ve hafif dereceden fiziksel, ruhsal doyuma erişildiği cinsel tutkuya kadar değişen sapkın bir bağlılığı.
Yani Jocasta Kompleksinde, anne çocuğuna hayrandır.
Saplantılı bir şekilde bağlıdır.
Bazen, işin içine cinsel tutku boyutuna varmış bir sapkınlık da girebilir.
Bu bağlılık fiziksel ya da ruhsal bir doyum noktasına kadar varabilir. Klasik bir anne sevgisinin ötesinde, patolojik (hastalıklı) bir bağlılık söz konusudur.
Google arama motorundan Türkçe olarak hemen hemen kapsamlı hiçbir bilimsel kaynağa ulaşamadığımız
Jocasta Kompleksi kavramı, yabancı literatürde sayısız kez işlenmiş
dersek abartmamış oluruz.
Kaldı ki hâla hâla, hiç de tasvip etmediğimiz bir şekilde geleneksel feodal yapıyı kıramayan ve erkek çocuğa abartılı bir şekilde önem veren ailelerin bulunduğu ülkemizde, internet ortamında
Jocasta Kompleksi
başlıklı makaleler konusunda akademik çevrelerimizin geç bile kaldığı kanaatindeyiz.
Her ne kadar, yabancı bir yazar ; Oedipus'un trajedisini herkes bilir...ama ya Jocasta'yı kim bilir ?
diyerek, Jocasta Kompleksinin yurt dışında dahi, herkesçe bilinmeyen bir rahatsızlık olduğunu vurgulamışsa da, akademik çevrelerimizin bu konuya gereken önemi vermediği noktasındaki görüşlerimizde ısrarlıyız.
İşte iki günlük yazı dizimizin birinci bölümünde yani bugün, Jocasta Kompleksi nedir ? sorusunu bilimsel temelleriyle tanımlayabildikten sonra, bir sonraki yazımızda Jocasta Kompleksi' nin ne
şekilde zararlar doğurabileceği sorularını ayrıntılı bir şekilde cevaplamaya çalışacağız.
Selâmetle...


Bibliyografya :

*Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Hekimler Yayın Birliği, Prof. Dr. M.Orhan Öztürk, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikyatri Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi, 1997 Ankara, 7.Basım, sf.78-79

**Açıklamalı Psikyatri Sözlüğü, (İngilizce-Türkçe-Latince) Doç. Dr. Oğuz Arkonaç, Nobel Tıp Kitabevleri, 1999, sf.115
9 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...