Ana içeriğe atla

JOCASTA KOMPLEKSİ (II)


Geçen yazımızda
Jocasta Kompleksi nedir sorusuna cevap aramıştık.
Bugün ise
Jocasta Kompleksi’nden zarar gören tarafları incelemeye çalışacağız.
Kanımızca
Jocasta Kompleksi’ndan ilk önce çocuk zarar görür. Çünkü annenin erkek çocuğuna olan bu hastalıklı bağımlılığı, çocuğuna her zaman ve her durumda koşulsuz destek vermesi sonucunu doğurur.
Bu sonuç, kendisine güvenemeyen, ayakları üzerinde duramayan ve hep ilgiyle karışık bir şımartılma bekleyen kocaman adamların toplumu sarmasına sebep olur.
Erkek çocuk, küçüklüğünden itibaren annenin kendisine bu saplantılı bağlılığı ile büyüdüğünden, hayatının herhangi bir anında bu ilgiyi ya da bu ilginin kendisine getireceği zararı sorgulamaz.
Çünkü farkında olmadan o da bu ilgiye alışmış ve bu aşırı ilgi onun da işine gelmeye başlamıştır.
Hangimiz isteklerimizi kırmadan yerine getiren birinin varlığını hissettiğimizde mutlu olmayız ki ?
İşte bize göre
Jocasta Kompleksi' nin yaratacağı tehlikenin şiddetini artıran bir diğer faktör de, erkek çocuğun bu hastalıklı duruma, eş değerde bir istismar ile karşılık vermesidir.
Yani
Jocasta Kompleksli bir annenin oğlu da, annesinin bu zafiyetini fark etmişse yaşanan ikili ilişki de individüalist (ben merkezci) rolünü hemen üstlenecektir.
Bu sebeple erkek çocuk annesinin kendisine karşı tüm zafiyetlerini her koşulda istismar edecek, kendi şahsi çıkarlarını her türlü şeyin üzerinde tutma yolunu seçecektir.
Modelimizde erkek çocuğun kız kardeşleri olduğu varsayımını göz ardı etmiştik.

Ancak Jocasta Kompleksli bir annenin ayrıca kız çocukları da varsa, hiç şüphesiz sevgi dağılımında adaletsizlik gündeme gelecektir.
Diğer kız kardeşler için daha da kötüsü, annenin erkek çocuğa olan hastalıklı tutumunu, bazen de rahatsızlığı sebebiyle gizlememesi ya da gizleyememesi durumudur.
Bu durumda diğer kız kardeş ya da kardeşlerin yapacağı şey, durumu ya olduğu gibi kabullenmek, ya da ayrıcalıklı tutumlara karşı tavır almaktır.
Bu ise aile içi tartışmaları ve huzursuzluğu beraberinde getirecektir.
Kesin olmamakla birlikte genel olarak psikyatrik rahatsızlıkların yüksek bir yüzde ile birinci dereceden yakınlarda da görülme ihtimali göz önünde bulundurulduğunda,
Jocasta Kompleksli bir annenin kızının da bu rahatsızlığa sahip olma olasılığı her zaman gündemde olacaktır.
Eminiz ki, boşanmaların sebebinde, sürekli ortaya atılan gelin-kaynana çekişmelerinin temelinde bilimsel anlamda
Jocasta Kompleksi vardır ancak bu hiçbir şekilde dile getirilmemektedir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi literatürde bu konuya yeterince yer verilmemektedir.
Kaldı ki gerek basın gerekse de diğer kitle iletişim araçları aracılığı ile erkek çocuğa bu boyutta ki düşkünlüğün bir rahatsızlık olduğu bilgisi verilmeye başlanırsa, belki de bir çok anne kendine çeki düzen verebilecek ve aile içi yaşanan bu sıkıntılar bir son bulabilecektir.
Bu noktada önemli olan bir hususu açıklayıp iki bölümlük yazı dizimizi sonlandırıyoruz.
Hülâsa ; (öz/özet) anneler erkek çocuklarına olan bu düşkünlüklerinin normalin ötesinde olduğunu bilirlerse ve isterlerse, aslında bundan fayda sağlayabilirler.
Çünkü yaşadıkları kaotik ruh halinin, aslında ilmi manada tanımlanmış bir rahatsızlık olduğu bilincinde olacaklar ve çocuklarıyla olan ilişki biçimlerini bir de bu düzlemde sorgulama fırsatı bulacaklardır.
Kim bilir çoğu zaman yapmak istedikleri bir şeyi
bunu yapmam normal değil ki deyip yapmayacaklardır.
O zaman her şeyde olduğu gibi sevgide de ölçülü ve tutarlı bir sevgi diyoruz.
Selâmetle…
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...