Ana içeriğe atla

KANDIRILDIK


Günlerdir aranan kayıp çocuğun sağ ve salim bulunduğu haberi, televizyonlarda büyük bir sevinçle veriliyordu. Herkes çok sevinmişti. Ancak bana ilginç gelen şeyler vardı.
Hani olay patladıktan sonra
'baak ben demiştim, nasılım iyiyim dimi ama' demek için söylemiyorum.
Gerçekten kıllanmıştım.
Çocuğun bulunmasına sevinmiştik sevinmesine de ortadaki gariplikleri o an hissetmiştim.
Bu yazımızda işin ahlâki boyutundan çok, polisiye yönünü inceleyeceğiz.
Neydi bunlar ?
Kaçırılmasının üzerinden çok uzun zaman geçmesine rağmen, çocuk bulunduğunda en ufak bir şekilde darp edilmemişti. Bir kere çocuğun bu kadar uzun bir süreden sonra, bu şekilde bedensel bir zarar görmeden kurtulması çok güçtü.

Ekranlarda, çocuğu babasının kucağında turp gibi görünce kafamda soru işaretleri oluşmaya başlamıştı bile...
Sonra maazallah çocuğun başına bir iş (!) de gelmemişti.
Hepsinden önemlisi bu kadar uzun bir süre boyunca, aile ile fidye amacıyla herhangi bir irtibatta kurulmamıştı.
Eve sessiz telefonlar da gelmemişti...
Ya da bunu yapan kişi, anne babayı arayıp '
işte oğlun elimizde intikamımız acı olacak ' gibisinden laflar da etmemişti.
Bu tip kaçırma olayları çocuğun ya tamamen ortadan kaybolmasıyla ve kendisinden hiç haber alınamamasıyla, ya da aile ile bir şekilde irtibata geçilip herhangi bir şey talep edilmesiyle sonuçlanır.
Ya da çocuk bulunur ama maalesef tam ve sağ olarak değil !
Olayın gelişimindeki atalet (eylemsizlik), yani çizgi dışı bu veriler bir yana,
çocuğun kaybolduğu yer, zaten kısmen de olsa, kaçırılma olayının tabiatına aykırı olarak baştan sırıtıyordu.
Çanakkale Şehitliği.
18 Mart 2006’ da orada olanlarınız bilirler. O gün, Abideye öyle rahatlıkla ulaşılmıyordu.
Günlerden cumartesiydi yani tatil günüydü, çok kalabalıktı. Türkiye’nin her yerinden ve Avusturalya’ dan bile çok sayıda ziyaretçi vardı. Biz de öğrencilerimizle Abideye varmak için, herkes gibi arabamızı park edip bir iki kilometre yürümüştük.
Hava da yağışlı idi.
Şimdi hepsini toparlarsak, adamın biri, çocuk kaçırmak için gidebileceği ve varabileceği neredeyse en zor bir mekânı seçecek.
Hani Abide, şehrin merkezinde, ana caddede yol kenarında kolay ulaşılabilir bir yer olsa, diyeceğim ki, adam yoldan geçerken canı çocuk kaçırmak istedi, girdi kalabalığın arasına kaçırdı çocuğu.
Yok o da değil, belli ki işin içinde bir taammüd (tasarlama) ve bir gariplik var...
Onlarca alışveriş, ticaret merkezi varken, manevi duyguların en üst seviyeye çıktığı bir şehitlikte insan niye çocuk kaçırsın ?
Ya da çocuk kaçırmak için, neden coğrafi olarak ulaşılabilecek zorlu bir mekan seçilsin ?
Yani adam kendi işini niye zorlaştırsın ?
Kamuoyunda bu olayla ilgili şimdilerde duyduğum hiçbir şey beni şaşırtmıyor.
Çocuk bulunduğu günden beri, bu işin içinde bir iş var demiştim çünkü...
Ancak; tüm Türkiye’yi aldatan ya da aldattığını zanneden bu insanlara derim ki, Allah korusun kötü niyetli birisi yediğiniz bu naneleri fırsat bilerek, ortalık biraz durulduktan sonra çocuğunuzu
yarın gerçekten kaçırsa işte o zaman ne yaparsınız ?
Derdinizi kime anlatırsınız ?
Size kim inanır ?
Ağlasanız kim inanır, sızlasanız kim inanır ?
Bir de farkındaysanız basın bu aralar , çocuğun kaybolduğu dönemde anne baba adına yardım amacıyla açılan banka hesaplarının üzerinde duruyor. Bu hesaplara yardımsever vatandaşlarımızın yatırdığı paraların akıbeti soruluyor.

Son olarak ileri tarihlerde, bu tip toplumsal dayanışmayı gerektiren örneğin başka bir kaçırılma ya da kayıp haberinde, gerçekten ihtiyaç duyulduğu için açılan banka hesaplarına artık kim şüphe etmeden para yatırabilir ?
Velhasılıkelam (sözün özü), olan çocuğa oldu, anne ve babası, sizler de işin içine ettiniz...

Bizler ise, kandırıldık.
Selâmetle...
16 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …