Ana içeriğe atla

KOMPLO TEORİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, anlaşılma kolaylığı sağlaması açısından, bir örnek vermiştik.
'İnsanoğlunun aslında aya hiç ayak basmadığını' iddia etmenin bir komplo teorisi üretmek olduğunu söylemiştik.
Zaten bu teori, yanda fotoğrafını gördüğünüz, Amerikalı araştırmacı yazar
Bill Kaysing’in görüşleri idi. Kaysing şunları söylemişti :

... aya ilk ayak bastığı iddiasıyla sunumu yapılan Neil Armstrong, insanlık için attığını iddia ettiği büyük adımını, aslında Nevada Çölündeki gizli bir tv stüdyosunun özel hazırlanmış zeminine atıyordu. NASA’nın (Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi) soğuk savaş mühendisleri, tüm insanlığı kandırmışlardı.
Adamımız Kaysing, We Never Went To The Moon (Asla Ay’a Gitmedik) isimli kitabıyla, kendisine göre, 20.yüzyılın ve belki de tüm insanlık tarihinin en büyük yalanı olarak isimlendirdiği Ay uçuşlarının üzerindek sır perdesini açmaya çalıştığını iddia ediyor. ( Ali Çimen-Hakan Yılmaz, İpler Kimin Elinde, Timaş Yayınları, Genişletilmiş 6.baskı, İstanbul , 2001, sf.13)
Değerli okuyucularım; Kaysing'in, bu görüşü savunan diğer insanlardan farkı, 1956-1963 yılları arasında NASA'nın Apollo Projesinde çalışmış olması.

Konumuz yıllardır ABD, Türkiye ve dünyanın değişik ülkelerinde tartışılan bu konuyu yeniden gündeme getirmek değildir.
Amacımız, bilindik bir komplo teorisi örneği olan
Ay’a şu şu şu sebeplerden dolayı ayak basılmamıştır görüşünü nirengi (başlangıç) noktası kabul etmenizi sağlayarak, birazdan yapacağımız teorik açıklamaları, bu bilindik örneği referans alarak irdelemenizi sağlamaktır.
(Örneğin, bilim dünyası, Ay'da çekildiği iddia edilen görüntülerden yanda gördüğünüz taşa odaklanarak, Ay yüzeyinde duran normal bir taşın üzerindeki C harfini fark etmişlerdir. Daha sonra bu harfin stüdyodaki konumlandırma sırasında dikkatsiz set işçileri tarafından konduğu ve yanlışlıkla fotoğraflara yansıdığı kanaati kesinleşmiştir. NASA ise Ay'daki taşın üzerindeki bu C harfi için, yalnızca -fotomontaj- deyip geçiştirmiştir. )
Bu sayede komplo teorisi nedir ? sorusuna, kafanızda net cevaplar oluşmasını sağlamaktır.
Komplo Teorisi şudur deyip, teorik bir tanım yapmaktansa, aşağıdaki sorulara cevap arayarak yani tümden gelim metodunu kullanarak konuyu net bir şekilde ama kısa cümlelerle ortaya koymaya çalışacağız.
Başlayalım.
Çok basit ve kaba bir tanım yapmak gerekirse Komplo Teorisi nedir ?
Bilinen olaylardan yola çıkarak, daha önce kimse tarafından bilinmeyen, dillendirilmeyen ve en önemlisi ilk duyulduğu anda -haddi canıımm- dedirten, ancak üzerinde biraz kafa patlatıldığında insana çok mantıklı gelen alternatif ve sıra dışı gibi görünen görüşleri komplo teorisi olarak nitelendirebiliriz.

Komplo Teorisi tam olarak ne işe yarar ?
Fikir ve zihin jimnastiği yapmaya yarar.

Taklitsiz, özgün, yeni ve farklı fikirler ortaya çıkmasına yarar. Ama daha da önemlisi, komplo teorisi bir uzmanın elinden çıkmışsa, dünyayı ve toplumu anlama açısından ve en önemlisi bazı gerçeklerin açığa çıkmasına yardımcı olması açısından, altın bir anahtar niteliğindedir.
Komplo teorileri, sorgulamayan kitleler için bir panzehirdir.
Medya kontrolü altında sürüklenen toplumların, zihinsel ve beyinsel uyuşukluk perdesini bir çırpıda kaldırır. Kitlelerin dalga dalga uyanmasına ve kendine gelmesine etki eder.
Herkes Komplo Teorisi üretebilir mi ?
Hayır. Herkes komplo teorisi üretemez. Bunun için hem belli konularla sistemli olarak ilgilenmek gerekir. Hem de biriktirilen bu bilgilerin, anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde birleştirilmesi gerekir.
Bilimsel manada, Komplo Teorisi kavramına nasıl bakmak uygun olabilir ?
Bilimin ilerlemesi açısından komplo teorilerinin elzem (zorunlu) olduğunu düşünmekle birlikte, doğa ve toplum bilimleri dünyasını, komplo teorisi mezarlığına çevirmenin amacını aşan bir hareket olduğunu düşünüyoruz.
Sıradan bir vatandaş için Komplo Teorisinin ne gibi bir anlamı olabilir ? Komplo Teorileri sıradan bir vatandaş için sivrisinek vızıltısı gibidir. Yani hiçbir anlamı yoktur.
Neden Komplo Teorisi üretenler, başta şizofreni olmak üzere bazı ruhsal rahatsızlıklarla itham edilebilir ?
Çünkü üretilmiş olan komplo teorisi işinize gelmediğinde, teoriyi üreten kişiyi şüphecilikle, ayrı bir alemde yaşıyor olmakla (şizofreni gibi) ve perseküsyona (kötülük görme sanrısı) sahip olmakla suçlayarak kendi görüşünüzü temize çıkarabilirisiniz.
Komplo Teorisi üretmek için zeki olmak yeterli midir ?
Hayır. Zekâ gerekli ama yeter koşul değildir. Bunun yanında, toplumsal ve tarihsel olaylara ait, farklı zamanlarda elde edilmiş, derin bir bilgi birikimi de olmalıdır. Bilgileri matematiksel bir ifadenin çarpanları gibi uygun şekilde birleştirmek ya da ayrıştırmak gerektiğinden, sosyal, tarihsel ve gündemdeki olaylara ait bilgi birikimleri sağlam bir şekilde oturmuş olmalıdır.
Komplo Teorileri gerçek olabilir mi ?
Elbette. Hangisinin gerçek olduğunu ise, yalnızca zaman, tarih, nesnel koşullar, kamuoyu baskısı ve itiraflar açığa çıkarabilir.

Komplo Teorisi üretmek tehlikeli bir iş midir ?
Evet. Koşullar ve yaşananlar göstermiştir ki, her komplo teorisi değil ama, gizli güç odaklarını çok ciddi rahatsız eden, hedefi onikiden vuran komplo teorilerini üretenleri acıklı sonlar yakalamıştır.
Basit bir saldırı, sıradan bir tutuklama değildir bahsini ettiğimiz.
Ölümcül sonuçlar yaratabilir bu teorileri üretmek.
Ya da teoriyi üretenler bir daha geri gelmemek üzere bir anda ortadan kaybolabilirler.
Nasıl kaybolduklarını kendileri bile anlamadan...
Eh herkesin de bir Julia Roberts' ı olmadığına göre...
Bugünkü yazımızı, yazım tekniği açısından ilk kez soru cevap şeklinde yaptık.
Çünkü amacımız daha önce hiç bir yerde açıklanmamış bir şekilde doyurucu ve bir o kadar da özet bir yazı yazmaktı.
Son yazımız Komplo Teorisi (III)' de görüşmek üzere.
Her zaman dediğimiz gibi, pazar yazıları uzun olabilir.
Hayırlı pazarlar efendim...
Selâmetle...
13 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...