Ana içeriğe atla

KOMPLO TEORİSİ ( III )

Yazı dizimizin birinci bölümünde, komplo teorisine genel bir bakış yapmış, detaylı ve öz açıklamaları ise ikinci bölüme bırakmıştık.
Anlatım ve anlama kolaylığı açısından da, çok bilinen bir örneğimizi kullanmıştık.
Astronotların aslında Ay’a hiç gitmediğini iddia etmenin bir komplo teorisi olduğunu ayrıntıları ile vermiştik.
İşte bugünkü son yazımızda, bize ait bir komplo teorisini kamuoyuna sunuyoruz.
Bakalım.
Hollywood sineması için her zaman söylenen şey bellidir;
A.B.D’nin dış politika, diplomasi ya da uluslar arası ilişkiler düzeyinde gerçekleştiremediklerini hayata geçirdiği bir platform !
Yani A.B.D ,diğer dünya ülkelerine vermek istediği bir takım mesajları, sinemayı araç olarak kullanarak verir.
Örneğin herhangi bir işgal harekâtında haklı olduğunu, dünyaya anlatmak mı istiyor ?
Derhal çevrilir bir film.
Film ise sanatsal içeriğinden çok, doğrudan bu amaçlara hizmet edebilir. Eğer dünya milletlerini herhangi bir konuda yönlendirmek ve düşüncelerini kontrol altına almak istiyorlarsa, çevrilen filmlerin bu amaçlara hizmet etmesi, gayet profesyonelce gerçekleştirilir.
Kaldı ki kendisi de bir Amerikalı olan, dünyaca ünlü filozof ve dilbilimci Noam Chomsky, bir çok eserinde, ABD’de kitle iletişim araçları ile halkın nasıl da kontrol altında tutulduğunu ve yönlendirildiğini çoğu kez vurgulamıştır.
Biz meseleye, her ülkenin geleceği demek olan öğrenciler çerçevesinden bakacağız.
Birazdan sizlere bir çok Amerikan filminde gördüğünüz bazı film karelerini hatırlatacağım.
Çoğunuz, hafızanızı zorladığınızda bu tarz bir çok film gördüğünüzü anımsayacaksınız.
Sahne şu; bir ders esnasında, öğretmeni dinlemeyen saygısız öğrenciler...
Öğretmeni dinlemedikleri gibi, bilgi seviyesi yönünden çok geri kalmışlar...
Bilimle ve kitapla alakaları yok...
Ve hatta çoğu uyuşturucu kullanıyor...
Öğretmenleri tehdit edebiliyorlar...
Kimileri organize suç örgütlerine katılmış...
Silah taşıyanları da var...
Derste huzuru da bozuyorlar.
Kısacası, sanki A.B.D' de tam anlamıyla bitik, dejenere olmuş genç bir öğrenci nesli varmış imajı yaratılıyor.
Sonra da bu filmler Hollywood sineması aracılığı ile belki de çoğu zaman düşük bir bedelle hedefteki diğer ülkelere gönderiliyor.
Peki ABD’ deki orta öğretim düzeyindeki gençler gerçekten bu şekilde eğitiliyorlarsa, bu teknolojik atılımları, bu süper gücü süper güç yapan savaş makinelerini kim tasarlıyor ?
Her biri kaliteli bir eğitimin sonucu olan tıpta mucizevi son buluşları hangi gençler keşfediyor?
Bilgisayar dehası gençler nasıl oluyor da bu ülkeden çıkıyor ?
Ya da örneğin kimsenin haritada yerini bile gösteremeyeceği, Afrika’nın batısındaki, çoğu kimsenin adını bile duymadığı, yıllarca iç savaşın hüküm sürdüğü, ABD’ li silah kaçakçılarının cirit attığı Sierra Leone adlı ülkeyi karıştıran beyinler, hangi ülkenin sınıflarında eğitim görüyor sizce ?
Ve dünyaya yön veren dış politika uzmanları, ulusal güvenlik danışmanları hangi sıralardan yetişiyor ?
Komplo teorimiz şudur ki, eğer herhangi bir ülkedeki (!) bir öğrenci gençliğini mahvetmek yani o ülkenin geleceğini karartmak isterseniz ve bunu silahsız yapmak isterseniz, o tarz filmleri çevirmeye devam edin ve füze yerine bunları gönderin hedef ülkeye.
Bu sayede ne nesil kalır, ne gelecek !
Özenir körpecik beyinler o yaşta henüz ne olduğunu bile tam bilmedikleri şeylere..
Mahvolur gider memleket...
Selâmetle...
 Posted by Picasa
17 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...