Ana içeriğe atla

SOHBET


Erbil Tuşalp.
Günaydın, Vatan Yeni Ortam, Dünya, Cumhuriyet, Radikal, Posta ve Milliyet gazetelerinde; İSTA, ANKA, UBA haber ajanslarında; TRT, ATV ve Show TV'de, Olay, 32. Gün, Dünya Değişirken ve 40 Dakika programları için durup dinlenmeden çalıştı.
1975'ten beri yazarak yaşamanın keyfini sürdü.
1980'de Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti'nin, 1988 ve 1997'de Türkiye gazeteciler Cemiyeti'nin haber dalında Yılın Gazetecisi ödüllerini aldı.
1965 Harp Okulu mezunu.
Dört beş yıl kadar önce ilk konuştuğumuzda bana ‘Baver, yakın tarihi araştır’ demişti.
Ben de ona ‘Erbil Abi, sadece bir iki konu olsa neyse, bir çok konu var ilgilendiğim...
Ama mutlaka ilgileneceğim demiştim.’
Uyarısını dikkate almıştım da...
Dün gece de aynı şeyleri tekrarlıyordu ‘Yakın tarihi bilmeyen Türkiye’yi bilemez’...
Magazinel yönü olmadığı için insanlar pek hoşlanmıyordu o konulardan.
Tanıkları da bir bir hayatını kaybetmişti o dönemlerin...
Olsun bizim için yine de keyifliydi...
Saatlerce süren bir sohbet oldu.
Çayların biri gitti biri geldi.
Bazen tansiyon yükseldi bazen de düştü.
Elbette bazen tüm fikirlerimiz uyuşmuyordu ama olsun usta yazar zaten aşmıştı bazı şeyleri...
Eh biz de birazcık...
Özellikle 1961 anayasası ile 1982 anayasası ve 27 Mayıs üzerinde
yoğunlaştık...
Çok güzel bir fikri platform oluşturduk.
Gece geç saatlere kadar Yeniköy’de idik...
Teşekkürler Erbil Abi, ilk fırsatta yine
görüşeceğiz.
Ben izne çıktığımdan artık tanıdıklar, eski dostlar ve İstanbul bol bol beni bekliyor...
Bu sebeple sitenin formatı izin süresince değişebilir...
Ona göre.
Şaşırmayın !
Ben söyleyeyim de...
Eh izindeyiz dedik ya !
Hayırlı pazarlar efendim.
Selâmetle...
12 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...