Ana içeriğe atla

BİR ANNENİN FERYADINA KULAK VERİN

Ben bir kadın olsaydım, hem de güzel bir kalçam olsaydı, durup durup onu sallar mıydım ?
Mesela o güzel kalçamı açar, kamuoyunun görsel kullanımına malzeme yapar mıydım ?
Tabi yapardım.
Bir de iyi kıvırırdım herhalde.
Ben kıvırmaya çalışırken, erkeklerin iştahını kabartırdım kesin.
Kadınları da kıskandırır, ta orta yerlerinden çatlatırdım herhalde...
Hem kadın olsam, hem güzel olsam, hem güzel kalçalarım olsa hem de evli olsam kocamı sallar mıydım ?
Valla hiç sallamazdım kocamı.
Aksine onu donumda sallardım.
Hem güzel bir kalçam olacak hem de kocamı sallayacağım. Olacak iş mi ?
Eh o kalçayı ne yapayım ben ?
Örneğin hem kıçımı açıp hem de
ay kocam beni mahvedecek yaa deyip, toplumsal ahlaki normlara göre yani nabza göre şerbet verir miydim ?
Verirdim tabi alışmışım çünkü vermeye...
Bunları söylerken de arka diş dolgularım görünecek kadar da sırıtırdım.
Pişmiş kelleler bile kıskanır ağlardı üzüntüsünden.
Kocam sinirli olsaydı şöyle yapardım mesela...
Kocacım ben kıçımı aççam ama sinirlenme olur mu ? derdim.
O da
tamam karıcım aç kıçını herkes görsün ama fazla açma mesela kıvrımları görünmesin sakın ha derdi herhalde...
Bir de çocuk sorunumuz var.
Çocukların fiziksel, bilmem nesel, fizyolojik, ontolojik, etimolojik, epistemolojik gelişmeleri olumsuz etkilenebilirdi çünkü benim mal beyanımdan.
Sonra çocuk bu komplekse girebilir.
O zaman ne yapardım ben...
Anne olmak kolay değil.
Topluma sağlıklı çocuklar yetiştirmek kolay mı ?
Siz benim neler çektiğimi biliyor musunuz ?
Oturduğunuz yerden ahkam kesmek kolay !
Hadi kolaysa siz yapın.
Hem kıçınızı, hem de çocuklarınızın ufkunu aynı anda açın açabiliyorsanız.
Ben de bazı bayanlar gibi okumak, okuduğunu anlamak, fikirler öne sürmek istemez miydim sanıyorsunuz ?
Ama yapamadım, uğraştım da hem olmadı.
Ben de varım demeliydim.
Belki de hırsımdan oldu hep böyle ama ne yapabilirdim ki ?
Kıskanıyorum belki de öyle bayanları olamaz mı ?
Bir şeyler üretip, kendilerinden bir şeyler katan bayanları.
Yorumlar yapıp olayları takip eden bayanları.
Benim de bir kıçım var açacak.
Üzgünüm onu da tüm teferruatına kadar açarım...
...
Selâmetle...

Posted by Picasa
16 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...