Ana içeriğe atla

İSTEDİĞİN KELİMEYLE VE ÖZGÜRCE

Sözlük ya da ansiklopediler her ne kadar hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olsa da bir takım ihtiyaçlara net cevap vermezler.
Veremezler.
Çağımızda yaşanan ve zihinleri allak bullak eden teknolojik ilerleme, bu sözlük ve ansiklopedilerin güncellenmesi sorununu doğurmuştur.
Ancak bunun ötesinde sözlük ya da ansiklopediler -adı üzerinde- kelimenin ansiklopedik tanımını verirler.
Günlük hayattaki kullanım alanları veya hangi tip insanlarca tercih edildiğine dair ipuçları vermezler.
Hele hele Türkiye’deki toplumsal kültürel kutuplaşma dikkate alındığında, bazı kelimelerin belli gurupların tekeline geçtiği rahatlıkla gözlemlenebilmektedir.
Ve hatta bu durum dönemsel bir olgu olmasından öte, neredeyse tarihsel bir gelenek gibidir.
Eskiden beri böyledir yani.
Buna literatür, jargon, terminoloji, belli kesimlerin kendi aralarında geliştirdikleri özel dil, yani ne derseniz deyin.
Örneğin marksist (sol) jargonun, çok sık yer verdiği bir ifadedir
son tahlilde kelimesi.
Ya da devlet yerine
devlet aygıtı ifadesi…
Diyalektik, sorunsal, teori-pratik…ifadeleri de buna örnek olarak gösterilebilir.
Altı yıl önce hayatını kaybeden, Bir Demet Tiyatro’da ki spartaküs tiplemesiyle meşhur Erdal Tosun ' u
hatırlayın.
Spartaküs esprilerini patlattıktan sonra,
son tahlilde deyip replikleri sonlandırırdı. Çünkü rol gereği bir işçiyi temsil ediyordu ve anlayana derinden o ironik (alaycı) mesajlarını gönderiyordu.
Marksist bir klasik olan, Georges Politzer’in Felsefenin Temel İlkeleri adlı eserinde onlarca kez kullanılmıştı
son tahlilde kelimesi.
Bunun yanında mesela,
hülâsa (öz/özet) kelimesi de vardır.
Ancak
hülâsa kelimesini ise daha çok muhafazakâr kesim kullanır.
Bir yazı da konu anlatılır anlatılır ve sona gelinir.
Yazı bitmeden önce yapılan son paragraf birkaç şekilde sonlandırılabilir. Eğer son paragrafın giriş kelimesi
sonuç olarak şeklinde bitirilmişse ve yazıyı yazan kişiyi de illa bir kategoriye sokmak istiyorsanız, bu kişi için kabaca liberal ya da konformisttir diyebilirsiniz.
Ancak bir yazarın günlük hayatta sık kullanılmayan farklı kelimler kullanması ya da farklı ideolojik / kültürel fraksiyonlara ait kelimeler kullanması onu mutlaka bir yere ait olarak görmenize sebep değildir.
O kelimelerle özel bir alıp veremediğiniz olmadığı müddetçe bu böyledir.
Bu bir tercih işidir.
Zenginlik işidir.
Yoksa başka bir şey değildir.
Bir ateist
hülâsa kelimesini kullanabileceği gibi, bir fundamentalist de (köktendinci) son tahlilde kelimesini rahatlıkla kullanabilir.
Tıpkı
selâmetle kelimesinde olduğu gibi...

Son tahilde; hayat bir guruba, bir siyasi partiye, bir oluşuma doğrudan bağlı olunmadan da yaşanabilir.
* İster sağcı ol, ister solcu.
İster liberal ol, ister komünist.
Her şeyden önce : İnsan ol ! Nazik ol ! Ve özgür ol !
Selâmetle…


* Bibliyografya : Ahmet Hakan, Hürriyet, 21 Eylül 2006, sf.4

Edit : Erdal Tosun yerine yanlışlıka Gürdal Tosun yazmıştık. Dikkatli okurumuz Çiğdem Çelik ' e uyarısı için teşekkürler. Gerekli düzeltme yapılmıştır.

13 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …