Ana içeriğe atla

KİM CEVAPLAYACAK ?


Yapan kişiye lanet etmemek mümkün değil.
Ünlü mankenin başına gelen meşum (uğursuz) olayı hepiniz biliyorsunuz.

Sağolsun (!) tirajı en yüksek gazetelerimizden bir tanesi, her fırsatta konuyu enine boyuna yine inceliyor.
Kanımızca bu konunun tekrar tekrar gündeme getirilmesi doğru değildir.
Olan olmuş, Türk halkı, basın ve duyarlı tüm çevreler olaya tepkisini gerektiği şekilde zaten koymuştur.
Davaların seyri hakkında kamuoyunu bilgilendirmek her ne kadar doğru bir şey olsa da konunun mahremiyeti ve mağdurede yarattığı derin ruhsal ve duygusal tahribat sebebiyle, meselenin en ince detaylarına kadar gözler önüne serilmesi, hele hele bu saatten sonra bu yolun tercih edilmesi adı geçen kişiye faydadan çok zarar getirebilir.
Hayır, bu tip haberlere sansür getirilsin demiyoruz.
Çünkü böyle bir şeye ne yetkimiz ne de hakkımız var.

Haber alma hürriyeti açısından dahi olsa uygun değildir elbette...
Ancak ilgili kişinin çok minik bir fotoğrafı ile verilebilecek bir haber, boy boy fotoğraflarla ve lüzumsuz ayrıntılarla güya zenginleştirilmeye çalışılıyor.
Geçen yıl meselenin farklı bir açıdan analizini zaten yapmıştık.
Bu sebeple şimdi daha farklı bir hususu inceleyeceğiz.
Gelelim asıl konuya.
Bir süre önce ünlü bir televizyon spikerimizin başına da benzer bir olay gelmişti.
Ayrıca bu olay Türkiye’de de oldukça ses getirmişti.
Haysiyet ve ahlâk anlayışı açısından anılan iki kişinin de birbirlerine karşı bir üstünlüğü olmadığı kanaatindeyiz.
Her ikisi de alçakça ve hatta şerefsizce bir komploya kurban gitmiş ya da götürülmeye çalışılmıştır.
Yaşam tarzlarını onaylayıp onaylamayabilirsiniz ancak hiç birisinin böyle alçakça bir olayın öznesi olması kabul edilemez.
Güç odaklarının başarıya ulaşıp ulaşmadıkları konusu ayrı bir tartışma konusudur.
Ve fakat cevaplanması gereken bir soru da karşımızda durmaktadır.
Bir birey olarak kadınların ve erkeklerin eşitliğinden madem söz ediyoruz örneğin bu olayı yaşayan ünlü haber spikeri nasıl oluyor da kamuoyunun karşısına rahatlıkla çıkabiliyor ?

Muadili (benzeri) bir olayı yaşayan ünlü bayan manken, profesyonel psikyatrik destek alıp kameraların karşısında ağlayarak en insani tepkisini verirken, ünlü haber spikeri nasıl oluyordu da rahatlıkla televizyon ekranlarının karşısında milyonlara gülümseyerek seslenebiliyordu ?
Kimseyi bir şeyle itham ettiğimiz yok.
Ancak işaret ettiğimiz husus da cevaplanması gereken bir soru olarak karşımızda durmaktadır.
Selâmetle…
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...