Ana içeriğe atla

KRİZ MASASI

Basın yayın organlarında sürekli adı geçen ve özellikle son zamanlarda daha sıkça duyulan bir kavramdır şu meşhur aile meclisi kavramı.
Hayır.
Bu yazımızda aile meclislerini incelemeyeceğiz.
Çünkü ne anlama geldiğini de gelmediğini de hepiniz çok iyi biliyorsunuz.
Aslında sosyolojik veçheden (yönden) tüm toplumsal katmanlarda görülür bu meclisler.
Kentli ailelerde de meclis toplanır ancak adı periferik (taşra) bir model olarak algılanan
aile meclisi değildir.
Ya peki nedir ?
Toplantıdır mesela.
Ailenin büyükleri, ileri gelenleri vardır.
Bir masa etrafında aklı başında olan, ailede sözü geçen, kâhir ekseriyetle (ezici çoğunlukla) paralı zengin aile fertleri oturmuş belki de son kararı verecektir.
Bu masalar, tıpkı toplumsal olaylarda oluşturulan
kriz masaları gibidir.
Kriz masaları, günümüz Türkiye’sinde çok ihtiyaç duyulan geçici bir örgütlenme birimi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yaşanan bir katastrof, toplumsal bir travmatik etki yaratmışsa ya da yaratma ihtimali yüksekse aleni olacak şekilde kriz masası hemen kurulur.
Eğer travmatik etki, deprem, doğal afet, terör, rehine kurtarma operasyonu gibi bir olayla ilişkili ise oluşturulan
kriz masaları kamuoyuna derhal deklare edilir.
Tam da bu noktada, siyasal iktidarın kurumsallaşmış biçimi olan devlet aygıtının iki amacı vardır.
Birinci amaç
, yöneticilerimiz uyuyor mu ? şeklinde geliştirebilecek olası toplumsal muhalefeti kırmaktır.
Kitlelere
burdayız, görev başındayız, rahat olun mesajını verebilmektir.
Devlet olmanın sorumluğunu biliyoruz demenin pragmatik (faydacı) bir şeklidir yani...
İkinci amaç ise, konusunda ehliyet ve liyakat sahibi ihtisaslaşmış özel kadroları oraya toplayarak, yaşanan trajik olaydan en az zararlı sıyrılmanın yollarını aramaya koyulmaktır.
Anılan toplumsal olaylarda bir kriz masası oluşturulması şart mıdır ?
Evet.
Bu tip olaylarda
kriz masası mutlaka oluşturulmalı ve problemin çözüme ulaştırılmasında efektif (etkili) rol oynamalıdır.
Kalitesi ne olursa olsun,
kriz masaları kurulma amacı olan birinci amacına her koşulda hizmet eder.
Yani kurulan her
kriz masası kitlelere gerekli mesajı verip onları rahatlatabilir.
Ancak
kriz masaları uzun vadede her zaman iyi sonuçlar vermeyebilir.
En üzücü ve tehlikeli olan da budur.
Çünkü ortada zaten bir sorun vardır ve bu sorunu gidermek için, alanındaki kurmaylar, en iyiler bir araya toplanmıştır.
Eğer
kriz masalarında görev alan kişiler, alanlarında yeterliliklerini ispatlayamamış, vizyon sahibi olmayan, kıvrak zekâlı ve yerine göre de risk alabilecek cesur kişiler değillerse, kurtarıcı rolü ile umutların bağlandığı o kriz masaları, amacını aşıp büyük facialara ya da toplumsal hareketlere davetiye çıkarabilirler.
Çünkü öyle zamanlar ve anlar vardır ki, hangi koşullarda ne yapması gerektiğini çok iyi bilen bireyler, tüm umutlarını
kriz masalarına bağlarlar ve oradan, somut sonuçlar beklerlerler.
Yok eğer beklentileri yerine gelmezse yani beklenen profesyonel sonuçlar ortaya çıkmazsa o zaman bu kriz masalarının yazımızın giriş kısmında belirttiğimiz periferik aile meclislerinden hiçbir farkı kalmaz.
Liyakat, kifayet, ehliyettir önemli olan.

Hayırlı pazarlar efendim.
Selâmetle...
9 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...