Ana içeriğe atla

SEKÜLER PRAGMATİSTLER ( DÜNYEVİ FAYDACILAR)

Bir Ramazan daha geldi.
Ne diyelim ? Hoş geldi.
İlk akla gelen ise elbette bu aya anlamını katan ve yüce dinimizin beş şartından biri olan oruç ibadeti.
Altını önemle çizmek isterim. Hem de sadece oruç ibadeti ile ilgili olarak değil, diğer ibadetlerle de ilgili olarak… Namaz meselâ.
İşte namaz kılarsanız günde şu kadar kez eğilip kalktığınızdan bedensel bir egzersiz olurmuş falan filan. Küçümsemek mi ?
Ne hâddimize ?
Ancak bu tip örneklerin, daha doğrusu ibadeti cazip göstermeye matuf (yönelik) bu tip ifadelerin bizim ortaokul lise yıllarındaki din derslerinde kaldığını düşünüyorum.
Hâlâ hâlâ okullarımızda ya da başkaca yerlerde böyle örnekler sık sık tekrarlanır mı bilemem.
O dönemlerde hocalarımız ibadetleri sempatik ve faydalı göstermek için ve de iyi niyetlerinden böyle örnekler verirlerdi.
Ancak ben katılmıyorum.
Anlatılanlar elbette bilimsel temelleri olan gerçeklerdir ama bu tip sebeplerle ibadet yapılmasına karşıyım.
Yani ibadetin ruhunu ikinci plana atıp da sırf seküler (dünyevi) getirilerinden dolayı ibadet yapılmasına.
Böyle yapan var mıdır ?
Neden olmasın ?
Olur tabii…
Oruçta da durum farklı değildir. Kilo kaybı sağlasın diye oruç tutmayı tercih eden kitlenin varlığından bahsetmişti basınımız bir aralar. Her ne kadar oruç kilo kaybı falan sağlamasa da hâlâ bunun gerçek olduğunu düşünenler var galiba.
İnsan şov olsun diye namaz kılabilir.
Nisa Süresi, 142.ayet : Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah’ da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar namaza kalktıklarında tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar. (Türkçe Kuran-ı Kerim, Diyanet Meali)
Ancak şov olsun diye oruç tutulacağını hiç sanmıyorum. Eğer birisi oruçtan illâ da seküler bir getiri kazanmak istiyorsa ya belli bir çevreye şirin görünmek için bunu yapacak ya da zayıflamak için oruç tutacaktır.
Kimbilir belki de aklımızın ermediği başka bir amaç için yapacaktır bunu.
Yani aslen bu sebeplerle oruç tutabilecektir. İtiraf etmese de...
Sonunda ne mi olacaktır ? Böyle bir durumda Allah da bu çabalarını onların başlarına geçirecektir.
Merak edilecek pek de bir şey yok yani !
Son tahlilde ; teolojik mevzular, sosyolojik mevzulara pek de benzemiyor gördüğünüz gibi.
Meseleyi sonlandırıyor, teist, ateist herkese hayırlı Ramazanlar olsun diyor ve bereketli iftar sofraları diliyorum.
Selâmetle..
6 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …