Ana içeriğe atla

SİYASETİ, SOSYOLOJİSİ İLE BİR GARİP ÜLKE : LÜBNAN


Lübnan’lı iş adamı ya da Lübnan’lı sevgili diye o kadar çok duymuştum ki.
Neden örneğin
İtalyan sevgili ya da Norveç’li iş adamı hafızamda çok yer etmemişti de, hep Lübnan’lı olanları kalmıştı aklımda ?
Çocukluğumda da sürekli Beyrut’tan bahsederdi haberler.
Ne olduğunu da hiç anlayamazdım o zamanlar.
Sözüm var Beyrut sokaklarında, öldürün beni...diyordu şarkı sözleri.
Yorum’a ait bu içli ezgi, daha 1989 yazında, o dönem henüz belki haritada bile yerini bulamayacağım bu başkentle garip, gizemli ve aslında ismini tam da koyamadığım bir bağ da oluşturmuştu aramda.
Öyle bir ülke ki Lübnan es geçemezsiniz.
1975 yılında iç savaş başlayana kadar insanlar görkemli bir başkentte yaşıyor.
Beyrut’ ta.
Dünyanın en güzel şehirlerinden birisi Beyrut.
Ortadoğunun İsviçre’si olarak anılıyor.
Aynı zamanda insanlarda alışveriş çılgınlığının olduğu bir şehir.
Para çok yani. Lüks tüketim malları var. Arabalar, mücevherler...
Sebep ?
Uyuşturucu.
*Dünya uyuşturucu üretim ve pazarlamasının en önemli yeri de Lübnan...
Ve bir gariplikler ülkesi Lübnan.
Çok sayıda farklı dini ve etnik grubu barındırıyor.
Dünya üzerinde farklı dinlere mensup insanların örgütlenip siyasi bir platform oluşturduğu başka ülkelerde var elbette.
Ancak farklı dinlere mensup bu siyasi oluşumların sayısındaki fazlalık neredeyse hiçbirinde, Lübnan’daki kadar fazla değil.
Çok sonraları öğrenip idrak edecektim ki Türkiye için çokta hayırlı şeyler düşünmeyen adamları da (!) bünyesinde barındırmıştı Lübnan.
Destek vermişti yani.
Aaah ! demiştim işte o zaman.
Müslüman, Arap, Yahudi, İtalyan, Ermeni...
Çeşit çeşit adam yaşıyor bu ülkede.
Kardeşçe mi yaşıyorlar derseniz bana pek de öyle gelmiyor.
Batılılarca ülkeyi hıristiyanlaştırma çabaları sürmekle beraber, 1975’ teki iç savaşın başlama sebebi de Hıristiyan Müslüman çatışması.
Farklı etnik gruplar, farklı dinler ve farklı mezheplerin ve hatta bir çok radikal eğilimlerin de hepsinin toplandığı garip bir ülke Lübnan.
Şimdi bombalanan zavallı halkı ile bir garip ülke Lübnan.
Akdenize kıyısı olan ilginç bir ülke.
Aynı anda hem Ortadoğu’nun İsviçre’si, hem de harabesi.
Yıkık, dökük, metruk (terk edilmiş) Beyrutuyla beraber...
Selâmetle..

*Bibliyografya : Yeni Harman Dergisi, Savaş Tanrıları Tatilden Döndü , Coşkun Aral, 1 Ağustos 2006, Sayı 97 , sf.8
Posted by Picasa
6 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...